İkinci Dünya Savaşından hemen önce İstanbul'da geçen Huzur, küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Mümtaz'ı, onu eğitip geliştiren İhsan'ı, onun çok sevdiği Nuran'ı ve daha birçok şeyi anlatır. Mümtaz'ın Nuran'a olan aşkı sadece duygusal bir bağ değil bir bakıma hayata tutunma çabasıdır. İhsan'ın Mümtaz üzerindeki etkisi çok fazladır ve İhsan'ın hastalığı kitapta çokça işlenir. Her karakter kendi şahsında aslında bir şeyleri temsil eder ve onlar özelinde yazar birçok konuyu işler.
Şiirsel bir dil, Doğu - Batı çatışması, psikolojik derinlik, karakterlerin derin İç dünyaları, zaman kavramının karmaşıklığı ve de en çok Huzursuzluk...
Okuması bir hayli zor, zordan kastım okurken odaklanmak ve odakta kalmak konusunda ben zorlandım açıkçası. Kesinlikle akıcı bir kitap değil, eğer ki böyle beklentiniz varsa hiç okumayın derim. Fakat kitabın kapağını kapattığınızda çok katmanlı, edebi şölen sunan bir kitabı bitirdiğinizi fark edeceksiniz.