Bir akşamüstü, makinadan çıkardığım ıslak çamaşırlarımı sıkacağım. Sonra da kafama mermi. Belki de bir not iliştiririm altı yerinden delinmiş zırhlı bir yelek gibi göğsüme. Burası cenaze eviydi, siz düğün sandınız.
Jay Griffiths, batıdaki zaman modelinden farklı olarak, bir çok kültür için zamanın, yalnız doğal dünyada ve doğanın işleyişinde beden buluşunu anlatıyor. Vakit nakittir anlayışını reddediyor ve hatta faşizan buluyor. Saatlerim ötesinde bir zamanın var olduğuna inanıyor. Bunu da farklı kültürlere ait zaman kavrayışına dair örneklerle anlatıyor. Örneğin Yakutlar bir yılın bittiğini anlatmak için “dünya geçti” derlermiş. Brezilya’daki Mato Grosso do Sul’da yaşayan Guarani - Kaiowa Kızılderilileri “kaç yaşındasın?” anlamında “Guavira yaşamında kaç kez çiçeklendi?” diye sorarlarmış. Akora Kızılderililerinin konuştuğu dilde “geç” veya “beklemek” kelimeleri yokmuş. Amerikan yerlilerinden olan Mikmakların dilinde zamanı karşılayan bir kelime yokmuş. Maoriler’e göre, geçmiş önümüzde uzanır, geleceğe doğru geri yürürmüşüz. Beni en çok etkileyen ise şu oldu: Griffiths, Kuzey Tayland’da bir dağ kabilesi olan Karen halkıyla yaşadıktan sonra ‘şu ne zaman olacak?” diye sormamayı öğrenmiş. Verilecek cevap olmadığını söyleyen gülüşler yanıtlarmış bu soruyu. Çünkü aslında yanıt şuymuş: Olunca olur.