Bu gülenin tacını, gülden örülmüş bu tacı: Kendim geçirdim ben başıma, gülüşümü kendim kutsadım. Bugün bana gücü yetecek başka hiçbir kimseye rastlamadım.
Ve gerçek, heykelleşmedim ben; kaskatı, duygusuz, taş kesilmiş, direk gibi dikilmiyorum daha ben; hızla koşmayı severim. Yeryüzünde bataklıklar da olsa, koyu keder de olsa, ayağı hafif olan, koşarak çamur üstünden dahi geçer ve sanki süpürülmüş buz üstündeymiş gibi dans eder.
Ah, nereye gitti benim bütün iyiliğim, bütün utancım ve iyilere duyduğum bütün inancım! Ah, nerede bir zamanlar sahip olduğum yalancı masumluk, iyilerin ve onların soylu yalanlarının masumluğu nerede şimdi!
Her yüzeyde oturmuşum ben şimdiye dek, yorgun tozlar gibi aynalarda ve pencere camlarında uyuyup kalmışım: Her şey benden alıyor, bana bir şey veren yok; gittikçe inceliyorum, -nerdeyse bir gölgeye döndüm.