Kelimelerim sana ulaşana kadar kılık değiştiriyor. El çabukluğuyla yapıyorlar bunu. Göz göre göre ve gözlerden ırak olarak. Ben su demiştim, sana varana kadar ateş oldu. Ben at demiştim, ayağına bağlanınca yılan. Yolda başına bir şey gelmemesi için ellerinden tutuyorum kelimelerimin. Çocuğunu okula götüren bir baba gibiyim karşıdan karşıya geçerken. Karşıda sen varsın, karşıda olma. Yanıma gel ve teslim al kelimelerini; elimi bırakıp caddeye fırlamadan.
İnsan, kendi sesini duyabilir mi? Bundan emin değilim çünkü nerede olduğumu bilmiyorum şu anda. Fakat mırıldanmaların dahi yankı yapacağı ruhlar için uzaklıkların öneminin olmadığını biliyorum. Biliyorum, derken bir anda bilemediğim düşüncesi hafızamda şimşek gibi yanıp sönüyor. Küçücük bir aydınlıkta ne görebildiysen o. Sonra yine o uçsuz bucaksız karanlık...