Bir yarış atı gibi durmadan koşuyorsun. Arkan da bir fısıltı: "Koşmak zorundasın, çünkü herkes koşuyor. Yavaşlamamalısın. Yavaşlarsan, geçerler. Geçerlerse çarparlar. Çarparlarsa düşersin. Düşersen ezilirsin." Ezilmek istemiyorsun. O yüzden habire ko şuyorsun. Nereye gittiğini bilmiyorsun. Kendini fark ettiğin günden bu yana durmadın. Hiç ara vermedin; veremedin. Muhtemelen hiç ara vermeyeceksin; ve- remeyeceksin. Ya dört şıktan birisini işaretliyorsun, ya notlarını yükseltiyorsun, ya mezun oluyorsun ya da üstündeki boş pozisyona atlamaya çalışıyorsun. Her şey değişiyor; mekân, zaman, insan, hiçbir şey aynı kalmıyor. Ama senin koşun hiç değişmiyor. Sen sürekli koşuyorsun. Nefes nefese kalıyorsun. Bazen yüreğine kıymık gibi bir şey batıyor. Vicdanından bir çığlık yükseliyor. "Nereye, diyorsun, nereye ko şuyorum?" "Niçin, diyorsun, niçin koşuyorum?" Bir an belki. Sonra bir hata işlemiş gibi aklın başına geliyor. Evet, bir hata işledin; düşündün. "Bu gidişat nereye" diye bir soru sordun. Bu sorunun ne kıymeti var ki. Ekonomik değeri sıfır bir soru bu. Seni ar kada bırakacak bir soru. Koşuna engel olacak. Seni yavaşlatacak. Yine o fisiltı: "Yavaşlarsan, geçerler.