Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim herşey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hala benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim...
Ne zaman yürümeye çalışsam düşerdim. Sanki arkadan bir güç iterdi de beni, yüzüstü yere kapaklanırdım; ya da sanki önümden bir şey bana abanırdı da, arka üstü yere otururdum. Beni ezmek isteyen havanın baskısıydı bu, beni derinliklerine çekmek isteyen toprağın çekişi gibiydi. Hepsinin ortasında da ben vardım, ayağa kalkmak için, ellerimle kollarımla mücadele eden, debelenen ben. Ama düşer dururdum, uçsuz bucaksız bir denize atılmış batmaya başladığında suyla, yüzmeye başladığında rüzgarla kamçılanan bir nesne gibi, oradan oraya sürüklerdim.
Yalnızca makyajım, saçım ve pahalı ayakkabılarım "üst sınıf"tı. Ben, orta okul diplomam ve arzularımla "orta sınıf"a aittim. Ailemse "aşağı tabaka"dandı.