Jose Saramago’nun ölmeden önce yazdığı , yayımlandığı ülkelerde ve edebiyat dünyasında infial yaratan son kitabı Kabil, sıra dışı bir eser olma hüviyetini kazanmıştır. Âdem ve Havva’dan Kabil’e; Lilith’ten Hz Eyüp’e; Hz Nuh’tan Hz İbrahim’e ve daha sayamadığım bir sürü şahsiyeti, zaman ve mekân üstü şekilde bir araya getirilerek kitap harmanlanmış. Tanrı hakkında çok kötümser bir tavır takınır Jose Saramago. Tanrı’yı insan şeklinde ve çok kötümser bir varlık olarak tasarlamış. Belki de infial yaratan yanı budur. Son olarak, bazen bir insanın görüşlerine asla katılmazsınız ama kalemine hayran kalırsınız. Evet, ben Jose Saramago’nun görüşleriyle asla barışmam ama kalemine hayranım. Zamanın ötesinde ve mekân üstü yolculuk yapmak isteyenlerin keyif alarak okuyacağı bir kitap…
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
Direktör Âli Beyin 1885-1888 yılları arasında yaptığı gezide kaleme alınan kitap. Klasikler ifadeleri kullanmayacağım, ilgimi çekip aklımda kalan birkaç özelliği belirtmek istiyorum. Yazar, Urfalıların misafirperverliğinden bahsetmekle beraber Diyarbakır ve Diyarbakır halkıyla ilgili “Diyarbekir ahalisinin müzevirlikle(Arabozan) meşhur olması üzücü. Diyarbekir’in evleri,köpekleri ve ahalisinin kalplileri karadır.(s 18) açıklamasını yapıyor. Kerbela’da ölenler mağaralara konulur. Üç beş yılda bir boşaltılır. Boşaltılan kemikler, külhanlarda yakılmak üzere hamamcılar tarafından satın alınır.s 87) Banyanlar, bir ineğin sidiğiyle yüzlerini yıkamadıkça mağaza ve dükkânlarını açıp ticaret yapamazlarmış. Reenkarnasyona inandıkları için ölülerin mutlaka bir hayvan şeklinde ve kutsal kişilerin mutlaka bir inek vücudunda tekrar dünyaya geldiklerine inanırlarmış. Onun için inek ve öküz onlarca kutsal sayılır.(s 123) Mısır’da mandalinaya “Yusuf Geliyor “denilmektedir.(s 132) Belki de bu, Hz Yusuf’a âşık olan Züleyha’nın hakkında çıkan dedikodular yüzünden bölgenin ileri gelen kadınları davet edip ellerine bıçak ve mandalina/portakal verip ellerini kesmeleri kıssasına dayanıyor, bilmiyorum. Cizre, Dicle’nin kabardığı zamanlar kalesinin hendeklerine su girip memleket ada şeklinde kaldığı için bu adı almıştır. Parsiler ölülerini mezara gömmezler. Tapınaklardaki bahçede daire şeklinde ve çatısız kulelerin içine ölülerini bırakırlar böylece kartallar gelip ölüleri yerler. Daha değinemediğim bir sürü özellik var, tarihimizin karanlık sayfalarında kalmış hayatların okunmasını tavsiye ediyorum.
Seyahat JurnaliÂli Bey · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019978 okunma