Tercihlerimizi birbirimize karşı din diye dayatarak meseleyi tekfir noktasına sevk edecek kadar derinleştirmişiz. Varlık teminatımız olan kardeşlik meselesi tam anlamıyla tesis edilmezse kardeşliğin yerine geçen her şey bizi birbirimizden tamamen koparacak ve İslam cemaati dediğimiz o aziz cemaatin oluşmaması adına her türlü şey gerçekleşecektir.
İslam toplumunun varlık teminatı kardeşliktir. İslam, sadece mabed dini değildir. İslam ile diğer düşüncelerin ve dinlerin en bariz farkı da budur. İslam asla bir mekana sığacak bir din değildir. Ne mabede ne mescide ne Mekke’ye ne de sadece Kâbe’ye... Bunların her biri sembolüdür, şiardır ancak İslam sadece bunlarla sınırlı değildir. İslam’ın şöyle bir özelliği var: Hayatın tamamını kuşatır ve asla şirk kabul etmez. “Şu kadar İslam olsun ama şu kadarı da başka bir şey olsun” şeklinde bir şeyi İslâm asla kabul etmez. İslam yüzde yüz İslam olmak zorundadır. Böyle olduğu için İslam hayata hakim bir dindir.
Diyelim ki bir kardeşimiz on tane iyi şey yapmış. Onu arayıp veya ona mesaj atıp: “kardeşim çok güzel bir iş yapmışsın, Allah senden razı olsun.” demiyoruz ama o insan bir hata yaptıysa o hatayı düzeltmesi adına kendimizi memur görüyoruz. Adamın bir kusurunun ortaya çıkması için pusuda bekliyor gibiyiz.