BİR CUMARTESİ ESİNTİSİ
Yolumuza devam ettik ve bitkilerin havada değil de toprakta yetiştiğini hayretle gördük. Bu bitkilerin kimi diğer hemcinslerinden kimi de hayvanlardan besleniyordu. Aralarında rengarenk pırıltılar saçanlar, ayakları varmış gibi sağa sola ve ağaçlara çocuklar gibi tırmananlar vardı. Esas bizi, 20 yaşında olan bizleri şaşırtanlar ise soluyan ve uzuvlara sahip olan, büyürken kuşlar gibi ses çıkartanlar, serpilip arı ve kelebek gibi tohumlayan hayvanlara koku ve renkleriyle çırılçıplak seksi görünenlerdi. Hah! dedi arkadaşım, buralardan da ayrılıp kuşlardan ve matematikçi kargalardan da bir şeyler öğrenelim; geometrici tarla faresini de kaçırmayalım dedi.
Kayalara basan kertenkele güneşlenmesini kesip, başıyla bize baktı.
Tayyar Abi, bunlar iğrenç şeyler değildi, yanıbaşımızda bir tas kahve içene kadar olup bitenlerdi. Andre Rieu ve Gheorgehe Zamfir'in The Lonely Shepherd'ini açık hava konserinde, aynı 20'li yaşlarda iken sevdiğimizi birden kapıp omuzlarımıza almıştık ve ona dört saat boyunca konseri izletmiştik ya -abi hem konseri kaçırıp hem de omuz ağrıları vardı ya hatırlarsın, şimdi de 30 yıl sonra bu ağrıların izi kaldı ya; kız gitse de- bu öyle bişi idi işte. Tabiatı Sevmek bambaşka bir aşktı ve içimizden kopup gelirdi.
Hadi, ayrılalım abi. Sonra omuzlarımıza yaslanıp, birbirimizi taptılayıp, ağlar felan oluruz. Daha önce böyle bir şey okumuştum. Tabiatı yanına alarak dostluk oluşturanlar dört yüz boynuzlu sığırların taşıdığı aşkla dünyayı gezerler. Bak duygulandım... Gücünü iyilikten alan hem şerden hem kem gözden kurtulurmuş. Bunu da zift gibi şu sigarayı içime çekerken düşündüm.
Gülünç değil, değil mi Tayyar Abi bu yazdıklarım? Değilse, devenin hörgüçü gibi yaşamayı bırakıp, çocuklarımızın da elinden tutup, kalk bakalım, gidelim iyi