Masalını Yitiren Dev

Masalını Yitiren Dev
@fikretsimsek
"Saatlerdir kendi içimde yürüyorum, henüz kimseye rastlamadım." R.M.Rilke
Her şeyi yaşattıkları gibi, 1k'yı da yaşatan kadınlarımızın çokluğu gözle görülür derecede. Dev Mekanik Güçleriyle erkeklerimiz ne yapıyorlardır acaba? Kaygıyla cevabı beklerim.
Reklam
BİR CUMARTESİ ESİNTİSİ Yolumuza devam ettik ve bitkilerin havada değil de toprakta yetiştiğini hayretle gördük. Bu bitkilerin kimi diğer hemcinslerinden kimi de hayvanlardan besleniyordu. Aralarında rengarenk pırıltılar saçanlar, ayakları varmış gibi sağa sola ve ağaçlara çocuklar gibi tırmananlar vardı. Esas bizi, 20 yaşında olan bizleri şaşırtanlar ise soluyan ve uzuvlara sahip olan, büyürken kuşlar gibi ses çıkartanlar, serpilip arı ve kelebek gibi tohumlayan hayvanlara koku ve renkleriyle çırılçıplak seksi görünenlerdi. Hah! dedi arkadaşım, buralardan da ayrılıp kuşlardan ve matematikçi kargalardan da bir şeyler öğrenelim; geometrici tarla faresini de kaçırmayalım dedi. Kayalara basan kertenkele güneşlenmesini kesip, başıyla bize baktı. Tayyar Abi, bunlar iğrenç şeyler değildi, yanıbaşımızda bir tas kahve içene kadar olup bitenlerdi. Andre Rieu ve Gheorgehe Zamfir'in The Lonely Shepherd'ini açık hava konserinde, aynı 20'li yaşlarda iken sevdiğimizi birden kapıp omuzlarımıza almıştık ve ona dört saat boyunca konseri izletmiştik ya -abi hem konseri kaçırıp hem de omuz ağrıları vardı ya hatırlarsın, şimdi de 30 yıl sonra bu ağrıların izi kaldı ya; kız gitse de- bu öyle bişi idi işte. Tabiatı Sevmek bambaşka bir aşktı ve içimizden kopup gelirdi. Hadi, ayrılalım abi. Sonra omuzlarımıza yaslanıp, birbirimizi taptılayıp, ağlar felan oluruz. Daha önce böyle bir şey okumuştum. Tabiatı yanına alarak dostluk oluşturanlar dört yüz boynuzlu sığırların taşıdığı aşkla dünyayı gezerler. Bak duygulandım... Gücünü iyilikten alan hem şerden hem kem gözden kurtulurmuş. Bunu da zift gibi şu sigarayı içime çekerken düşündüm. Gülünç değil, değil mi Tayyar Abi bu yazdıklarım? Değilse, devenin hörgüçü gibi yaşamayı bırakıp, çocuklarımızın da elinden tutup, kalk bakalım, gidelim iyi
Apar topar birbirimizi terk ettik ve bir süre sonra kendimizi başka kollarda bulduk. Seninkisi tırpana benzeyen boynuzlamaydı. Benimkisi kendimi bulduğum en güzel aşk. Yine de uzaktan kanımın emildiğini hissediyorum attığın bakışlarda.
Karşımıza çıkan yüzlerce insan. Arayıp bulduğumuz ve yanaştıklarımız da var... Yaş 40 diyelim. Hala "Ben Yalnızım" diyorsan sonucu 2 şeye bağlamak isterim: Birincisi "Üretken Yalnızlık" yaşıyorsun helal olsun sana. İkincisi "Kendini İyi ve Güzele" hazırlamamışsın heba olmuş sana. Mutlaka bir üçüncüsü de vardır, bunu da sen bilirsin.
Bilgi Yayınevi böyle bir özet sunar: YAŞLI ADAM VE DENİZ, Ernest Hemingway Ernest Hemingway, 1952 yılında yayımlanan ‘Yaşlı Adam ve Deniz’ romanıyla 1953’te Pulitzer Ödülünü, 1954’teyse Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştı. Dünya edebiyatına katkılarından dolayı Hemingway’e verilen Nobel Edebiyat Ödülünün sunumunda, özellikle yazarın ‘Yaşlı Adam ve Deniz’ romanı vurgulanıyordu. O yıllardan sonra Hemingway’le başyapıtı Yaşlı Adam ve Deniz’in tüm dünyadaki ünü giderek arttı. Küçük Prens’in her çocuk tarafından okunduğu gibi, Yaşlı Adam ve Deniz’in de her yetişkin tarafından okunması gereken bir başyapıt olduğu yazılıp söylendi. “İnsan Yenilmek İçin Yaratılmadı. Âdemoğlu Mahvolur Ama Yenilmez” Peki, üç saatte okunabilen, yüz otuz sayfalık bu kısa romanı 20.yüzyılın en önemli başyapıtlarından birisi haline getiren neydi? Hemingway, Florida sahillerinden okyanusa açılan Kübalı yaşlı balıkçıyla, onun kovaladığı kılıçbalığının mücadelesini öylesine gerçekçi anlatmıştı ki, kitabı okuyanlar kendilerini aynı sandalın içinde hissettiklerini söylüyordu. Seksen dört gündür denizden eli boş dönen Santiago, avını yakalamak için eliyle, koluyla, mızrağıyla, küreğiyle, çakısıyla savaşmaya başladığında okurların zihnine de kitaptan bir satır kazınıyordu: “İnsan yenilmek için yaratılmadı. Âdemoğlu mahvolur ama yenilmez.” Oysa Hemingway’in kahramanlarının en iyi bildiği şeylerden biridir yenilmek. Bu amansız av boyunca, yaşlı balıkçı yaşamı da sorgular. Kimi zaman kendisiyle, kimi zaman yedekteki kılıçbalığıyla, kimi zaman da köpekbalıklarıyla konuşur. Kılıçbalığını canlıyken de ölüyken de sevdiğini düşünür. Sonra kendini aklayan o ünlü söz gelir: “Zaten her şey şu ya da bu biçimde başka bir şeyi öldürmekle meşgul.” Romanın sonunda Kübalı yaşlı balıkçı yenilir mi, yener mi tam olarak