Ölüler cevap vermez. Tanrı cevap vermez. Gelgelelim, yaşayanlar, yaşayanlar soruyorlar. Her gece soruyorlar , Binbaşım. Yatağımda uyanmış yatarken geliyor ve soruyorlar. Kadınlar , Binbaşım, yaslı üzgün kadınlar. Ağarmış saçları, katı çatlak elleriyle yaşlı kadınlar. lssız, özlemli gözleriyle genç kadınlar. Çocuklar , Binbaşım, çocuklar, pek çok küçük çocuk. Karanlıkların içinden sesleniyorlar:
Beckmann Çavuş, babam nerede, Beckmann Çavuş?
Beckmann Çavuş, kocamı ne yaptınız? Beckmann Çavuş, oğlum nerede, ağabeyim nerede, Beckmann Çavuş, nişanlım nerede, Beckmann Çavuş? Beckmann Çavuş, nere de? Nerede? Nerede? Ortalık ağarana kadar hep böyle fısıldaşıyorlar. Yalnız onbir kadın, Binbaşım, benimkilerin sayısı yalnız onbir. Ya sizinkiler ne kadar, Binbaşım?
Bin mi? İki bin mi? İyi uyuyor musunuz, Binbaşım? İki bine ek olarak şu benim onbir kişinin sorumluluğunu da size verirsem ne kaybedersiniz ki! Uyuyabiliyor musunuz, Binbaşım? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bırakın, yaşayabiliyor musunuz, haykırmadan bir dakika yaşayabiliyor musunuz? Binbaşım, Binbaşım, geceleri iyi uyuyor musunuz? Evet mi? O halde sizin için mesele yok, o halde eh ben de uyuyabilirim, eğer lütfeder de sorumluluğu geri alırsanız. O zaman nihayet gönlüm rahat uyuyabilirim belki. Gönül rahatı, budur mesele, evet, gönül rahatı, Binbaşım! Ondan sonra: uyumak! Allahım!