F.

F.
@fildisikulee
Huzur Huzursuzluğun Kitabı Tatar Çölü Suyu Arayan Adam Godotyu Beklerken Yabancı Tutunamayanlar Erbain Leyla ile Mecnun Gibi open.spotify.com/track/7BPshDxKS...
Ölüm peşimizi kollarken biz olduğumuz yerde dikilip ölenlerin yasını mı tutalım yani? Şerefe! Hakları var! Ölülerin sayısı başımızdan aşkın. Dün on milyondu­lar. Bugün otuz. Yarın biri çıkar, dünyanın bir kıtasını ha­vaya uçurur. Haftaya biri gelir, insanlan on gram zehirle yedi saniyede öldürmenin yolunu bulur. Bunların yasını mı tutalım yani? Şerefe, bu zamanda kendimize bir başka yıldız aramalıyız gibime geliyor. Şerefe! Haklan var. Ben sirke gidiyorum. Hakları var, yahu! Binbaşı gülmekten kı­rılıyordu. Sahneye çıkmamı söyledi.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ölüler cevap vermez. Tanrı cevap vermez. Gelge­lelim, yaşayanlar, yaşayanlar soruyorlar. Her gece soruyor­lar , Binbaşım. Yatağımda uyanmış yatarken geliyor ve so­ruyorlar. Kadınlar , Binbaşım, yaslı üzgün kadınlar. Ağar­mış saçları, katı çatlak elleriyle yaşlı kadınlar. lssız, özlem­li gözleriyle genç kadınlar. Çocuklar , Binbaşım, çocuklar, pek çok küçük çocuk. Karanlıkların içinden sesleniyorlar: Beckmann Çavuş, babam nerede, Beckmann Çavuş? Beckmann Çavuş, kocamı ne yaptınız? Beckmann Çavuş, oğlum nerede, ağabeyim nerede, Beckmann Çavuş, nişan­lım nerede, Beckmann Çavuş? Beckmann Çavuş, nere­ de? Nerede? Nerede? Ortalık ağarana kadar hep böyle fısıldaşıyorlar. Yalnız onbir kadın, Binbaşım, benimkile­rin sayısı yalnız onbir. Ya sizinkiler ne kadar, Binbaşım? Bin mi? İki bin mi? İyi uyuyor musunuz, Binbaşım? İki bine ek olarak şu benim onbir kişinin sorumluluğunu da size verirsem ne kaybedersiniz ki! Uyuyabiliyor musu­nuz, Binbaşım? Geceleri iki bin hayaletle? Uyumayı bıra­kın, yaşayabiliyor musunuz, haykırmadan bir dakika ya­şayabiliyor musunuz? Binbaşım, Binbaşım, geceleri iyi uyuyor musunuz? Evet mi? O halde sizin için mesele yok, o halde eh ben de uyuyabilirim, eğer lütfeder de sorumluluğu geri alırsanız. O zaman nihayet gönlüm ra­hat uyuyabilirim belki. Gönül rahatı, budur mesele, evet, gönül rahatı, Binbaşım! Ondan sonra: uyumak! Allahım!
O zaman artık bir daha uyuyamıyorum, çünkü sorumluluk bende kalmıştı. Sorumluluk bende kalmıştı. Evet, bende kalmıştı. İşte size bunun için geldim, Binbaşım; çünkü ben de artık tekrar uyumak istiyorum. Artık tekrar uyu­mak istiyorum. İşte size bunun için geldim, çünkü uyu­mak istiyorum, artık tekrar uyumak istiyorum.
Pencereleriniz dışandan öyle sıcak ki! Böyle pencerelerden bakmak nasıl oluyor , hele bir daha göre­yim, dedim. Ama içeriden bakmak, içeriden. Geceleri aydınlık, sıcak pencerelere karşı açıkta, dışanda olmak ne demektir, bilir misiniz?
(Heyecanlı olmaktan çok, duygusuz.) Bu ismi söyleme. Ben artık Beckmann olmak istemiyorum. Benim artık adım yok. Bir insanın bulunduğu, tek ayaklı, eh ne çare sadece tek ayaklı bir adamın bulunduğu yerde, ben yaşa­maya devam etmeliyim, öyle mi? Beckmann adında bir çavuş, "Onbaşı Bauer , bulunduğunuz noktada sonuna ka­dar mutlaka dayanacaksınız!" dediği içindir ki, bu adam böyle tek ayaklı. Ben, boyuna, Beckmann, diyen bu tek ayaklının olduğu yerde yaşamaya devam edeyim, öyle mi? O hiç durmadan Beckmann derken, habire Beckmann derken, bu ismi mezar der gibi söylerken; cinayet der gibi, köpek der gibi; bu adam benim adımı kıyamet der gibi, boğuk, tehditli, üzgün söylerken, sen bana, ''Yaşama­ya devam et!" diyorsun ha? Ben dışanda, kapıların dışın­dayım, yine dışında. Dün gece kapıların dışındaydım. Bu­ gün yine dışında. Ben daima kapıların dışındayım. Ve ka­pılar kapalı. Oysa ben ayakları külçe gibi ve yorgun bir insanım. Açlıktan karnı guruldayan bir insan. Gecenin ayazında kanı donan bir insan. Tek ayaklıysa boyuna is­mimi söylüyor. Geceleri gözüme artık uyku girmiyor. Ben nereye gidebilirim, yahu? Bırak da geçeyim!