Huzur
Huzursuzluğun Kitabı
Tatar Çölü
Suyu Arayan Adam
Godotyu Beklerken
Yabancı
Tutunamayanlar
Erbain
Leyla ile Mecnun
Gibi
open.spotify.com/track/7BPshDxKS...
Çünkü gittiğim mektepte hemen hemen hiçbir şey öğrenmiyordum. Fakat gidiyordum. İsyansız, tiksintisiz, belki yolunu öğrendiğim için her sabah erkenden gidiyordum. Mademki adetti...
Fakat sevmiyordum. Aynı fabrikadan çıkmış iki tuğla kadar birbirine benzeyen hocalar, kıyafet değiştirmiş zabıta memurları gibi aramızda dolaşan mubassırlar, kendi dar çerçevesinde adeta "makam-ı sadareti" taklit eden, bize ancak donanma için iane topladığı günlerde ikinci kat merdivenin başından hiç de övemeyeceğim bir şiveyle nutuk veren ve yine oradan Londra'da yapılan zırhlılar için "numune-i imtisal" olmak üzere başımızın üstüne doğru " bir adet gümüş Mecidiye" fırlatan müdürümüz, hepsi bana bu bitmez tükenmez çocukluk yüzünden, içinden geçmeye behemehal mecbur olduğum bir makinanın dişleri gibi geliyordu
Dostoyevski Sibirya'daki mahpusluk hayatından bahsederken, elinde İncil ve Tevrat'tan başka kitap bulunmadığı için, düşüncesinin her şeyi kendi derinliğinden çekmeye mecbur kaldığını ve bu yüzden çok yorulduğunu söyler.
Bütün bu insanlar bana öyle geliyor ki, olacakları şeyi olamamışlar…
Bir duvar önünde asıl yollarını değiştirmişler, yahut da oldukları yerde kalmışlar…
Gayet gariptir ki erkeklere ait her haddin ayrı ayrı dualarla, düğünlerle tesit edildiği eski örfümüzde, genç kızların çarşafa girme hadisesi çok sessiz sadasız geçerdi.