Eski sevgililer bazen kalbimizin en dar, en ince kılcal damarlarından sızar; yılların tuzuyla birleşen gözyaşı kanallarına, içimizde bıraktıkları o boşluğa yerleşirlerdi. Adına özlemek denilen, unutturmayan o ıslaklık… Ne kadar istersek isteyelim çekip gitmezdi.
Bir aşık susuyorsa, artık konuşmuyorsa, içini kapatıyorsa, ruhu kendi içine gömülmüşse, yalnızca biz değil, ona inanan yanlarımız da yavaş yavaş ölüyordu.
Bazı insanlar diğerleri gibi çabuk toparlanamıyordu. Bazı insanlar biten bir aşktan sonra sütten kesilmiş bir çocuğa dönüyordu ve dünya onları doyurmaya yetmiyordu. Üstelik, bu ayrılık ve tekrar kavuşamama hali uzadıkça içimdeki kalbi bir parça taşla değiştirmiştim zamanla. Kırılmayan, unufak olmayan, özüne, ilk haline, toprağa dönmeyen, her türlü zorluğa katlanmayı öğrenmiş, zamana dayanmaya çalışan bir taş olmuştu kalbim.