‘Yatsak, uykumuzu zehredebilir rüya.
Kalksak, kirletebilir günü tek bir avare düşünce.
Hisset, düşün, anla, ister gül, ister ağla,
Kedere sarıl, yahut kaygıyı def eyle,
İster neşe, ister keder: farkı olmaz,
Serbestçe çekip gidebilir ikisi de.
İnsanın dünüyle yarını bir olmaz;
Kalıcı şey yoktur, değişkenlikten öte!’
İnsan zihni için, üst üste yaşanan olayların duyguları ayağa kaldırılmasının ardından gelerek, ruhu hem ümitten, hem de korkudan azade kılan eylemsizlik ve kesinliğin mutlak sükunetinden daha acı verici şey yoktur.
Sık sık, hayatın kökeni nedir, diye soruyordum kendi kendime. Bu her zaman gizem olarak kabul edilmiş, cüretkar bir soruydu; lakin korkaklık ya da umursamazlık sorularımızı kısıtlamasa, o kadar çok şeyi öğrenmenin eşiğindeyiz ki aslında.