Aşk, güçlü ama şimşek çakması gibi kısacık bir mutluluk vaat ediyordu. O tek anın diyetini, biteviye mutsuzlukla ödüyordunuz sonra. Ama galiba bir şekilde, yine de değiyordu.
Yıllar evvelki halimle karşılaşsak, muhtemelen birbirimizi tanımazdık. Ya da o, benim gibi birine dönüşmüş olmaktan utanç duyardı; ben de tek kaşımı kaldırıp onu küçümserdim. Küçümsemek, sanıldığı gibi kibirle ilgili değildir; o da kadim bir ayakta kalma yöntemidir.
Bazı iplerin kolay koptuğunu, bazılarının asla kopmadığını bilecek kadar kalmıştım hayatta. İnsanın kendine kaçacak pay bırakması; ille de bağlanacaksa bir yere, çürük ipler seçmesi gerektiğini bilecek kadar yaşamıştım yaşamıştım.
Malum, aceleye gelmiş tanışıklıklar, ekseriyetle aslında hiç tanışılmadığının fark edilmesi ile noktalanır.Güzel şeyler hızla; doğru ve emniyetli olanlarlarsa zamanı yayıp bekleyerek yaşananlardır.