Bazı insanlar hayatımıza görkemli bir prömiyerle girerler. Spot ışıklarını üzerimize diker, alkışları en çok hak ettiğimiz anı heyecanla beklerler. Öyle bir ilgiyle kuşatırlar ki etrafı, sanırsınız bu oyunun sonu hiç gelmeyecek; her jest, her kelime derin bir sadakatin ilk cümleleri. Kulisteki hazırlığı, kostümlerin ardındaki emeği heyecanla izler, her detayla en ince ayrıntısına kadar ilgilenirler.
Ancak bu yoğun hayranlık, aslında sadece kendi kafalarında yazdıkları o tek perdelik senaryonun tamamlanması içindir.
Süreç, onların zihnindeki o gizli finale doğru akmadığında, hikayenin gidişatı kendi istedikleri satır aralarına sıkışmadığında sahnede aniden bir sessizlik olur. Ne kavga ederler ne de büyük vedalar bırakırlar. Sadece, bekledikleri o tek bir anahtarı alamayacaklarını anladıkları an, salonun ışıkları henüz açıkken arka kapıdan süzülüverirler.
Geriye dönüp baktığınızda, o gürültülü başlangıcın ardında aslında koskoca bir sessizlik avcısının yattığını fark edersiniz. Gidişleri bir eksiklik değil, yalnızca bir niyetin vadesinin doluşudur. Kendi oyunlarında başrolü bulamadıkları her sahneyi yarım bırakmaya yeminli ruhlar, geride sadece parıltısı çabuk sönmüş hayallerin tozunu bırakırlar.