Türk futbol tarihinin en onurlu, en gururlu ama aynı zamanda en iç burkan anlarından biri... 2002 Dünya Kupası yarı finalindeki o 1-0'lık Brezilya mağlubiyeti, tüm ülkeyi ekrana kilitleyen ve hafızalara kazınan bir hüzündü... Çocuktuk, yüzlerimizdeki boyaları gözyaşlarımız bozmuştu. Hasan Şaş'ın maç sonundaki o çaresiz ve hüzünlü oturuşu, kalbimizin üzerindeki bir ağırlıktı.Turnuvada Ronaldo'nun o beklenmedik ayak ucu vuruşuyla gelen tek gol bizi finale taşımamış olsa da, millî kadronun sahaya koyduğu ruh, samimiyet ve mücadele gerçekten bambaşkaydı. Her şeyimizle o kadar sahadaydık ki, üzüntümüz bile sonuna kadar gerçek, sonuna kadar saf ve içtendi... Bugünkü maç sonu açıklamalarında göremediğimiz bir şey de bu hakiki hüzündü. Ne takımdı ama... Hacıosmanoğlu'nun, "tarihin en karakterli milli takımı” dediği takım maalesef 2002 kadrosundan fersah fersah geride... Evet, karakter olarak da...
TAM BİR FİLM SENARYOSU
Gerçekten çok beğendim. Kitap daha ilk sayfalardan itibaren beni içine çekti ve elimden bırakmak istemedim. Resmen film izliyormuşum gibi okudum. Yazar sahneleri o kadar iyi yazmış ki her olay gözümde canlandı. Türkçe çevirisi çok iyi 👍 Şimdiye kadar Okuduğum en iyi çeviri,o kadar lafını sakınmamış ki sanki orijinali Türkçe yazılmış bir kitap gibi. Buradan Ayşegül Ceneboyan ablamıza çok selamlar ellerine sağlık❤️ (Artı ve Eksi) En sevdiğim taraf ise seri katilin işlenişiydi. Psikolojisini, takıntılarını ve deliliğini çok iyi hissettiriyor. Ufak detaylarla adamın ne kadar manyak ve tehlikeli biri olduğunu anlıyorsunuz. Kanlı sahneler de tam dozundaydı. Rahatsız edici ama bir o kadar da heyecan vericiydi. Benim aradığım seri katil atmosferini fazlasıyla verdi. Hikâyeyi de çok güzel kurmuş. Önce olayın iskeletini oluşturuyor, sonra her bölümde yeni ipuçları ekleyerek parçaları yavaş yavaş birleştiriyor. Finale geldiğinde büyük resim ortaya çıkıyor ve çoğu soru cevabını buluyor. Tek eleştirim, tıbbi terimlerin biraz fazla olması. Sağlık alanından olmayan biri olarak bazı yerlerde açıklamaları okumak zorunda kaldım. Bir de verilen bir ipucunun finalde daha net açıklanmasını beklerdim. Onun dışında benim için çok başarılıydı. Polisiye ve seri katil temalı kitapları sevenlere kesinlikle öneririm. Puanım: 8,5/10.
Polisiye / Gerilim
Reklam
Hop son finale gitme neşesi.
kan sporu // (1988) — 1988 yapımı, `jean-claude van damme`'ı jean-claude van damme yapan, mahalledeki her çocuğu bacak açma egzersizleri yapmaya zorlamış efsanevi filmi. (bkz: bloodsport). trt ekranlarında `pazar sineması` kuşağında ya da star tv'nin bol reklamlı gece yarısı kuşağında `parliament sinema kulübü` de az izlemedik bunu. `frank dux` isimli bir abimizin (ki kendisi gerçekte var olduğunu iddia etse de hikayeleri hep bir şehir efsanesi tadındadır) gizli bir yer altı dövüş turnuvası olan "`kumite`"ye katılmasını anlatır. filmdeki her şey mi ikonik olur arkadaş? `jcwd`'ın turnuvaya alınmak için tuğlayı değil de altındaki tek bir mermeri kırdığı o sahne. `gözlerine kireç fırlatıldıktan sonra kör` `topal dövüşüp, hocasının` "gözlerinle değil kalbinle gör frank!" felsefesiyle `chong` li'yi patates etmesi. her dövüşçünün kendine has dövüş stili (özellikle maymun stili dövüşen abimiz favorimdi). ve tabii ki filmin ana kötüsü `chong li`'yi oynayan `bolo yeung`. adamın göğüs kaslarını oynatarak yaptığı psikolojik baskıyı bugün mc fit spor salounda ki hocalar yapamıyor. — dövüş sahnelerindeki o yavaş çekimler (`slow motion`) ve `van damme`'ın havada döner tekme atarken attığı o unutulmaz çığlıklar sinema tarihine altın harflerle kazınmıştır. oyunculuklar yerlerde sürünür, senaryo düz çizgilidir ama hissettirdiği o saf `80'ler` aksiyonu ve gaza getiren müzikleri için bugün bile oturup baştan sona sıkılmadan izlenir. - `frank dux`'ın `kumite`'de finale çıkıp `chong li`'yi pes ettirirken attığı o son çığlık eşliğinde bacak bacak üstüne atıp çay içmek... 90'larda çocuk olmanın en büyük lükslerindendi. hastasıyız. appraf.com/title/movie/blo... [cdn.eksisozluk.com/2026/6/11/f/f9b...
Zamansız kapanan sahne
Bazı insanlar hayatımıza görkemli bir prömiyerle girerler. Spot ışıklarını üzerimize diker, alkışları en çok hak ettiğimiz anı heyecanla beklerler. Öyle bir ilgiyle kuşatırlar ki etrafı, sanırsınız bu oyunun sonu hiç gelmeyecek; her jest, her kelime derin bir sadakatin ilk cümleleri. Kulisteki hazırlığı, kostümlerin ardındaki emeği heyecanla izler, her detayla en ince ayrıntısına kadar ilgilenirler. Ancak bu yoğun hayranlık, aslında sadece kendi kafalarında yazdıkları o tek perdelik senaryonun tamamlanması içindir. Süreç, onların zihnindeki o gizli finale doğru akmadığında, hikayenin gidişatı kendi istedikleri satır aralarına sıkışmadığında sahnede aniden bir sessizlik olur. Ne kavga ederler ne de büyük vedalar bırakırlar. Sadece, bekledikleri o tek bir anahtarı alamayacaklarını anladıkları an, salonun ışıkları henüz açıkken arka kapıdan süzülüverirler. Geriye dönüp baktığınızda, o gürültülü başlangıcın ardında aslında koskoca bir sessizlik avcısının yattığını fark edersiniz. Gidişleri bir eksiklik değil, yalnızca bir niyetin vadesinin doluşudur. Kendi oyunlarında başrolü bulamadıkları her sahneyi yarım bırakmaya yeminli ruhlar, geride sadece parıltısı çabuk sönmüş hayallerin tozunu bırakırlar.
Hayatınızda ilişki yaşadığınız kişi ile sona yaklaştığınızı, finale gittiğinizi bazen hissediyorsunuz...
Reklam
Reklam