Yaşamda her şey karmakarışık, çelişkilerle doluydu. Örümcek ağı gibiydi. Ağın bir telini yakalayıp çekince kurtuluşun geleceği sanılan, oysa çekip çıkmaya çabaladıkça daha çok dolanılan örümcek ağı gibiydi.
O zamanlar doğa insanoğlunun odağında duruyor, adeta bir canavar gibi ensesine biniyor, kendini asla unuttutmuyordu. Evrenin her köşesi tanrılarla dolu gibiydi. İnsanlık tarihinin başlangıç noktası budur işte. Bu eski evren nüfus artışıyla Roma'da son buldu.
İnsanın içinde uyumakta olan hayvanı zincire vurmakla ya da öldürmekle tehdit ederek dizginlemek mümkün olsaydı, insanlığın simgesi kendini kurban eden adam yerine sirkte çalışan eli kırbaçlı hayvan terbiyecisi olurdu.