"Ve hayatınız boyunca bir daha hiç evlenmediniz."
"Hayır," diye gülümsedi adam. Artık ellilerinin sonundaydı. "Kalbimi ve tüm sevgimi onu yaşatmaya adadım." Kayıt bitti.
Kitabın kapağını yeniden kapattığımda hepsi yok olmuştu. Göğsümdeki ağrı, midemdeki kıpırtı, zihnimdeki karmaşa, düşüncelerin hepsi kendi kapısını kapatıp geriye çekilmişti. Benim gibi insanlar böyledir işte, öylece bir şey hissedemez, uyum sağlayamaz, yarını düşünmeden yaşayamaz, hayatını bir adamın hislerine teslim edemezdi. Bir gün vazgeçeceği ihtimalini kabul edemezdi. Ben onlar gibi değildim. Ben bu evin içinde bile gerçek değil, bir yalandan ibarettim. Bu hayatın içinde bir insan değil, bir insan müsveddesinden ibarettim. Yarın yine arabanın önüne atlayan ve bir kutu mendil satmak isteyen, kirli yüzlü o kız olacaktım. Arabalar geçecekti yanımdan beni görme den. Arabaların altında kalmasam da bir şeylerin altında muhakkak ezilecektim. Yeniden o mutfağa dönecektim, ben kimdim ki bir kadeh şarap içecek, yanında üzüm yiyecektim. Ben o üzümleri diğerleri için yıkayıp onlara hizmet edecektim. Kendim için yaşamazdım ki ben, yaşayamazdım, diğer insanlar için vardım. Onların kullandıkları bir araba gibiydim. Canlı bile değildim. Onların hayatını kolaylaştırmak için zora direnmeliydim. Yolda görseler dönüp yüzüme bakmazlardı, merhaba diyerek kapılarını açtığımda gülümsemezlerdi. Geçtikleri herhangi bir kapıdan farksızdım, orada duruyor ve hareketsiz bir varlıkmışım gibi üzerime basıp geçiyorlardı. Masalarına gittiğimde memnun olmayacak bir şeyler mutlaka bulurlardı, siparişleri geciktiği için bile bana surat asarlardı, yemeği beğenmezlerse bana bağırırlardı... Ben insanlar için sevebilecekleri bir şey değildim ki!
Ağlamıştım çünkü başarmışlardı. Ağlamıştım çünkü mutlu görünüyorlardı. Ağlamıştım çünkü yaşamanın hem de iyi bir şekilde yaşamanın bir yolunu bulmuşlardı. Ağlamıştım çünkü tıpkı Ayza gibi ben de oradan çıkınca hepsi rahatlamıştı.
Ağlamıştım çünkü onlardan biri değildim. Ağlamıştım çünkü Kübra hiç benim dizlerime başını koymamıştı. Ağlamıştım çünkü Aycan bana hiç öyle içtenlikle bakmamıştı. Ağlamıştım çünkü ben Osman'ın annesiyle hiç tanışmamıştım. Ağlamıştım çünkü Asır'ın sevgisini hiç ciddiye almamıştım. Ağlamıştım çünkü Doğukan'a bir kez bile teşekkür etmemiştim. Ağlamıştım çünkü Efe'ye hiç hak ettiği kadar iyi bir arkadaş olamamıştım. Yıllar sonra ilk defa ağlamıştım çünkü ben iyi bir insan olmamıştım. Ağlamıştım çünkü ben başaramamıştım. Ağlamıştım çünkü o sokak lambasının bir gün yeniden yanacağına hiç inanmamıştım.
Kazanamayacağımı biliyorum, ben sadece küçük kızı geri istiyorum. Bu defa geleceğe değil, geçmişe gitmek için koşuyorum.
Neredesin?
Küçük kız, neredesin?
İçime sakladığım ama aslında ölen küçüklüğüm, sen neredesin? Hangi arabanın altında bırakmıştım onun cesedini?
Artık söylenen ninnileri duyamıyorum, ağıt yakıyor insanlar ve kalbim bunu seviyor. Küçük bir kız olmak istemiyorum, küçük kızları incitiyorlar ama büyüdüğümde de üzerimden geçmeye devam ediyorlar. Sadece eskisi kadar korkmuyorum ve arabalara vurmayı biliyorum. Üzerime doğru geldiklerinde, beni ezeceklerini bildiğimde ayağa kalkıyor ve onlara vurmaya başlıyorum. Bazen üzerime gelmedikleri zaman ve orada olmadığım zaman da onlara bunu yapmak istiyorum. Bütün arabaları, beni çevirdikleri gibi bir hurdaya çevirmek istiyorum. Kimseye söylemiyorum; evimizin üzerindeki sokak lambasını ben kırdım. Küçük bir kızın yoldan geçtiğini görmelerini istemiyorum. Bilmiyorlar ama yaralarımın etrafında tekerleklerin izi var. Kız kardeşimse onların geçtiği yollara çiçekler ekiyor. Bu yolları güzelleştirmiyor, sadece ezilecek daha fazla çiçek yaratıyor. Bense o çiçekleri koparmak istiyorum.