İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sonsuz büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi görüp onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır. İdrak ettikleri şey zamanın ve mekanın tutsağı hâline getirir.
Ebu Fazıl kulağının arkasını kaşıyıp ‘’Biliyor musun İbni Sabbah, yaşlanınca insan gördüğü hiçbir şeye şaşırmıyor,’’ dedi. ‘’Yedi yıl önce zekice bulduğum şeylerin aptalca olduğunu, zırdelilik olarak kabul ettiğim şeylerinse âdeta bilgelik olduğunu fark ettim. Artık hiçbir şeyi anlayamıyorum. Bu yüzden de hüküm vermekten vazgeçtim. Galiba benim zamanım çok gerilerde kaldı.’’
Sence halkın ezici çoğunluğu hakikatin ne olduğuna aldırıyor mu? Umurlarında bile değil! Sadece rahat bırakılmak ve hayal güçlerini besleyecek masallarla kandırılmak istiyorlar. Peki ya adalet? Şahsi ihtiyaçları karşılandığı müddetçe onlar için bu kavramın da zerre kadar ehemmiyeti yok.