Detaylar, tıpkı bir Paul Auster romanı -yakınımsı bir hisle başlıyor. Yazar, bir sanrının içinde — yüksek ateşli bir yatakta, rafında bulduğu kitabın içindeki eski bir mesajla karşılaşarak— hayatında iz bırakmış insanları ve ilişkilerin dönüm noktası olan hatıralarını kaleme alıyor. Hayat tam da bu noktada: kendine yeniden bakabilmek için yaşadığın detayları hatırlaman gerek mesajınu veriyor.
Hikâyede özellikle 80’li/90’lı yılların bireye bakışına dair etkileyici örnekler yer alıyor; sosyal medyanın olmadığı, milenyum öncesi döneme ait farklı bir toplumsal algı hissediliyor. Bir başkasına yakından bakmak, kendi hayatının nerede başladığına dair ipuçları veriyor.
Yapısal olarak, kitap dört portre üzerinden ilerliyor: Johanna, Niki, Alejandro ve Birgitte. Bu kişiler anlatıcının çevresinde belirleyici izler bırakmış. Yazar, büyük hareketlerden çok “küçük anlar”, “bakışlar”, unutulmuş telefon rehberleri ya da kaybolan arkadaşlar” üzerine yoğunlaşmış. Detaylar, hayatın haritası haline geliyor. Zaman çizgisel değil; hatıralar geçmişten bugüne akıyor, rüya hâlinde bir bilinç akışı gibi.