Bu bekleme odası, hayatın kendisi gibiydi. Duvarların arkasında tek başına beklemeye terk edilirsiniz Bu durum sizi çılgına döndürür, darmadağın ve aşağılanmış bir hâle sokar, tükürüğünüzle birlikte öfkenizi de yutmanız için sabırlı olmaya çalışırsınız. Aslında bu bekletmenin amacı, kim olduğunuz ve orada neden bulunduğunuz noktasında șüpheye düşmeniz içindir. Acaba ne uygunsuz söz söyledim ya da ne hata ettim diye düşünürsünüz. Hakkınızdaki en ufak bir söylenti dahi, hanedan gözünde bir volkana dönüşüverir. Sonrasıysa, tahmin edilebileceği üzere bir felaket.
Karanlıkları dağıtan, merhametli yüce Allah'ım, ey yok olan ümitlerin ardından bizlere ümit bahşeden Allah'ım!
Benim ve Resûlünün ümmetinin üzerindeki yükleri hafiflet!
"Dünya bir bahçe, devlet de onun çitidir. Devlet, gücü nü bir yasadan alır. Yasaya dayalı devlet gücü, sultan tarafından yönetilir. Sultan, ordunun desteklediği bir çobandır. Ordu ise, parasal desteğini sultandan alan yardımcılardır. Para tebaanın topladığı rızıktır. Tebaa, adalete teslim olmuş Allah kullarıdır. Adaletin herkesçe bilinen bir niteliği vardır; o, dünyanın bel kemiğidir. Dünya bir bahçe, devlet de onun çitidir."
Bilgili bir Müslüman, vebaya yakalanmamak, yakalandığında ise yayılmasını önlemek için gereken her türlü tedbiri almalıdır. O, her șartta uzmanların tavsiyelerini dinlemekle yükümlüdür. Çünkü tıp ilmi de Yüce Allah'ın nimetlerindendir.
Sultanlar pazarına istemeyerek de olsa girmek zorunda kalan âlim, korla dolu bir mazgalın üzerinde yürüyen cambaza benzer. Her an düşme ve kayma tehlikesiyle karşı karşıyadır ve hain gözler sürekli üzerindedir. Çevresindeki hava kararıp tehlike büyümeye başladığı an, ya hacca gitme bahanesiyle uzaklaşır ya da bir tahtın himayesinden başka bir tahtın himayesine intikal etmesi gerekir. Bir âlimin kendisini memuriyete muhtaç edip, ilme, telif ve tednis ile meşguliyete özlemle dolmasına yol açan bu konumdan kurtulabilmesi için başvuracağı başka çıkar yolu da yoktur.