Bazı kitaplar vardır; medyayı sarsar, tüm içerik üreticilerini hakkında konuşturur ve en sonunda bir şans tanıyıp okumaya karar verirsiniz ve sizi bir an olsun pişman etmez. İki aydır en çok karşıma çıkan kitaplardan biriydi Aramızdaki Yedi Yıl ama bu kitabı bahsettiğim o kategoriye koymam kimse de beni koymaya ikna edemez.
İlgi çekici olan tek şey tamamen sürpriz zamanlamalarda yedi yıl önceki haline geri dönen ev konseptiydi ama Clementine'ın teyzesinin ne kadar maceracı, idealist ve renkli bir insan olduğundan bahsetmeye ayrılan efordan sonra asıl konuya pek bir şey kalmamış. Ana karakterlerin kayda değer bir kişilik gelişimleri yok kitap boyu kim olduklarını ve ne istediklerini aramalarına rağmen. Arkadaşlıklardan aile bağlarına kadar işlenen tüm ilişkiler fazla yüzeysel.
Clementine ve Iwan aşkı özellikle. İkisi de birbirinin 'gerçek aşkı' sözde ama tanıştıkları anda birbirlerine duydukları basit çekim haricinde altı bomboş. Bahsedilip durulan o sihirli, derin duyguları mumla arıyorsunuz.
Anlatımda çeviriden kaynaklı kopukluklar da olunca tüm hafta elimde süründü kitap.
Bir yanım, içten içe, burada kalıcı olmayacağımı hep biliyordu.
Çalışma masamı evden getirdiğim şeylerle doldurmamıştım. Mantar panomu arkadaşlarımın ve ailemin fotoğraflarıyla süslememiştim. Bilgisayarımın duvar kağıdını bile hiç değiştirmemiştim.
Buradaydım sadece
Ve bu artık bana yetmiyordu.