Eda Alpaydın

Yukarıdaki örnekte, "kayıp" mecazi olarak kullanılmıştır. Birisi öldüğü zaman aslında onları anahtarlarımız veya cep telefonumuzu kaybettiğimiz biçimdeki gibi kaybetmeyiz (eşyalarımızı kaybettiğimizde genellikle onları farklı yerlere koymuş oluruz). Ama aslında ölüm karşısında genellikle aktif veya pasif olan herhangi bir rol oynamamış oluruz. "Ölüm" için "kayıp" sözcüğünün kullanımı sadece mecazi değil, aynı zamanda hoş olmayan şeylerin daha uygun/usturuplu şekilde söylenmesini içerir. Hatta öyle ki "ölüm" "sonsuza dek" devam ederken; "kayıp" kavramı en azından "bulunma" olasılığını ifade eder. Başka bir deyişle, "kayıp" sözcüğü "gerçekten daha yumuşak", "daha nazik" ve "daha yardımsever" biçimde "gerçekten" ne olduğunu kabul etmenin bir yolu olarak bizlere yardım eder.
Reklam
Tuzak: O tehlikeli yanılsama -nasıl demeli?- aşılmaz olmanın, dış dünyanın hiçbir etkisine maruz kalmamanın, önüne bakan açık gözlerle, her şeyi, en ufak ayrıntıları algılayan, ama hiçbir şeyi belleğinde tutmayan gözlerle, dokunulmaz olarak kayıp gitmenin o tehlikeli yanılsaması. Uyanık uyurgezer, gören kör. Belleksiz, korkusuz olmak.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Alıntı
Mutsuzluk üzerine atılmadı, üstüne çullanmadı; yavaşça sızdı, neredeyse tatlılıkla sokuldu. Büyük bir dikkatle yaşamına, hareketlerine, saatlerine, odana işledi, uzun süre gizli tutulmuş bir hakikat, reddedilmiş bir gerçeklik gibi; direşken ve sabırlı, incecik, zorlu mutsuzluk, tavandaki çatlakları, çatlak aynadaki yüzünün kırışıklarını, dizilmiş oyun kâğıtlarını ele geçirip sahanlıktaki musluktan damlayan suyun içine girdi. Saint-Roch'un çanı her çeyrek saati vurduğunda onunla birlikte çınladı. Tuzak, bazen neredeyse coşku veren bu duygu, bu gurur, bu bir çeşit sarhoşluktu; sadece şehire, onun taşlarına ve sokaklarına, seni sürükleyen kalabalıklarına ihtiyacın olduğunu sanıyordun, sadece La Petite Source'un tezgâhının bir parçasına, bir mahalle sinemasında önden bir koltuğa ihtiyacın olduğunu; sadece odana, inine, kafesine, yeraltındaki yuvana, her gün döndüğün, her gün çıktığın bu neredeyse büyülü yere ihtiyacın olduğunu sanıyordun; artık oradaki hiçbir şey, tavandaki bir çatlak, etajerin ahşabındaki bir damar, duvar kâğıdındaki bir çiçek bile sabrının nesnesi olamıyor.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Alıntı

Eda Alpaydın

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.·
26 günde okudu
·
2025 10. kitabı
Georges Perec
8.1/10 · 5,1bin okunma