Metin onu yutmuş, kendi içine katmıştı. Güçlü yanlarını keşfetmişti okurken. O düşünen, hayal kuran bir insandı. Metin, onun içine sızmış, sinirlerinin ve bilinçaltının bütün deliklerine işlemişti. Bu roman onu içeriden ışıklandırmış, içinde üzüntü, sevinç ve sevgi yeteneği olduğunu fark ettirmişti. Evet, öyle, sevgi için büyük bir yeteneği olduğunu fark etmişti.
Kendine özgü bir zavallı olmak için mi geri gelmişti Norveç'e? Yırtıcı ve kekeleyen bir sesle konuşuyordu. Bıçaklardan, aşkın renklerinden, nefretin kokularından söz etti. Nefretin boğucu, kışkırtıcı kokularını, karşılık görmeyen aşkın aptallaştırıcı griliğini, ölümün sadık dostluğunu, varoluşun kanlı çekirdeğini, cinayette yatan ahlakı ve hırsızların saygınlığını anlattı, Elinde ne varsa hepsini ortaya serdiğini düşünüyordu. Dili sözcüklere yetişemediğinde masaya vuruyordu, gözleri nemlenmiştí. Bıçağını çekmiş, anlamaları için onları tehdit ediyordu, ama bir işe yaramadı. Gözler yine eskisi kadar kibar ve uzak bir ilgiyle bakıyordu ona. Genç sıkkın yüzlerin buruşukluklarında kotaları medyayı ve modernizmi gördü. O öğrenilmiş boşluk onlarada armağan edilmişti.