22 Eylül günü İstanbul, şok edici bir haberle çalkalandı. Damat Ferit, eşi Mediha Sultan'la birlikte ülkeden kaçmıştı. Bu gelişme üzerine işgal boyunca Ankara'ya karşı İngilizleri destekleyen Mustafa Sabri ve Sait Molla gibi isimler, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçiliği'ne sığınmaya başladı. Sığınan sayısı o kadar fazla olmuştu ki İngilizler, bazı kimseleri bahçede bulunan kulübede ağırlamak zorunda kalmıştı. Yıllarca İngiliz köpekliği görevini büyük bir iştahla yerine getiren hainler, şimdi gerçekten de İngiliz bahçesindeki kulübede yaşamaya başlamıştı. Yaşananlar çok dramatikti...
Sadece muharebe alanına değil, Yunan Ordusu'na değil, Anadolu'ya, Avrupa'ya ve hatta tüm cihana duyurmak için, Türk'ün vatanını işgal etmek isteyecek herkese ilan etmek için haykırdı: "Hacıanesti! Mağrur komutan, neredesin? Gel de ordularını kurtar!"
Gelen haberler arasında ilginç bir malumat mevcuttu. Hacianesti, basına verdiği demeçte, "Mustafa Kemal mi dediniz? İnanınız bütün bu gezimizde hiç böyle bir adama rast gelmedik," diye alaycı bir cümle kurmuştu. Gazi, Hacıanesti'nin cüretkârlığını soğukkanlılıkla karşıladı. "Haydi bakalım Hacıanesti," dedi ve tekrarladı:
"Haydi bakalım Hacıanesti."
General, Gazi'yi Napolyon'a benzetince Gazi'nin yüzü ekşidi. Muhatabının bu kıyasından pek hoşlanmadığını belli edercesine "Napolyon" dedi: "Arkasına bir sürü çeşitli milliyetteki insanı toplayarak macera aramaya çıktı. Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı. Ben bir ana ve bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım. Ve muhakkak ki başarılı olacağım."
Gazi, son olarak Çolak Selahattin'in mevcut hükümet modelinin medeni ülkelerde olmadığı yönündeki beyanına cevap verdi: "Efendiler, toplumbilim noktasından bizim hükümetimizi ifade etmek lazım gelirse halk hükümeti deriz... Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş... Efendiler biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz, bize benziyoruz efendiler."