Başkomiser Nevzat’ın şüphesiz en zor davalarından biri. Temposu son ana kadar hiç düşmeyen bir roman. Sadece bir cinayet soruşturması değil; aynı zamanda vicdan, adalet, toplumsal yozlaşma üzerine sorgulatan ve düşündüren, bunlarla beraber iç hesaplaşma ve muhasebenin de zirveyi gördüğü bir örgü.
Gerçek her zamanki gibi görünenden farklı ve kaotik. Her seferinde katili bu sefer doğru tahmin edeceğim diyorum ama Ahmet Ümit gerçeği yine son ana kadar muhafaza etmeyi ustalıkla başarıyor.
İnsanlığın geçmişteki büyük savaşlarını ve zorluklarını aşarak artık ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısal güce ulaşma peşinde koştuğunu iddia eden; muadillerine göre oldukça özgün, akıcı ve çarpıcı bir kitap.
Aslında bilimin ve insanlığın gelişimi ile alakalı sağdan soldan, satır aralarından ya da alt metinlerden duyduğunuz/ okuduğunuz/ hissettiğiniz her şeyin Homo Sapiens'ten Homo Deus'a geçiş sürecinin evreleri olduğunu sistemli bir şekilde ve sürecin gideceği muhtemel noktaları işaret ederek anlatıyor.
Harari, yapay zeka ve biyoteknolojinin insanın doğasını nasıl değiştirebileceğini anlatırken, geleceğin özgür iradeden çok büyük veri sistemlerinin kontrolünde şekilleneceğini öne sürüyor.
Kitabı okurken, insanlığın gerçekten ilerleme mi kaydettiğini yoksa kendi sonunu mu hazırladığını sorgulamamak elde değil. Özellikle hümanizmin yerini "dataizm" denilen yeni bir inanç sistemine bırakabileceği fikri, teknolojinin yön verdiği dünyada bireyin anlamını tartışmaya açıyor.
Bilim, teknoloji ve felsefenin kesiştiği bu kitap, sadece bilgi vermekle kalmıyor, aynı zamanda geleceğe dair tedirgin edici ve düşündürücü bir pencere açıyor.
Dünyaya, olaylara ve yarınlara çok farklı bakmaya başlayacaksınız bu kitaptan sonra.