Dünya Türklüğü hâlâ birbirini anlıyorsa, lehçe ayrılıkları henüz dil ayrılığına dönüşmemişse, Türkçenin olağanüstü yaşama gücündendir. Yoksa Türk milliyetçileri, çeşitli Türk lehçelerini birleştirmek, ayrılıkları giderici eserler vermek imkânını bulamamışlardır.
Türkçülük ülküsü, tebaa ve din birliginin yalnız başına artık önem taşımadığını, millet birliğinin diğer bütün değerlerin üstüne çıkarıldığını görmekten, yaşatmaktan ve denemekten doğmuştur. Balkanlar'da Rusların, Orta Doğu'da İngilizlerin kışkırtmaları elbette gerçektir. Ama, hem Hıristiyan vatandaşların, hem de din kardeşlerimizin bizimle "tek bir devlet” olarak yaşamayı istemedikleri, ayrılmak için imparatorluğun en azılı düşmanları ile iş birliği yaptıkları da bir gerçektir. İşte Türkçülük, böyle bir gerçeğin, başka hiçbir çare kalmamasının ifadesi ola- rak ortaya çıkmıştır.