Galip Erdem

Galip Erdem

9.7/10
40 Kişi
·
93
Okunma
·
39
Beğeni
·
2.909
Gösterim
Adı:
Galip Erdem
Unvan:
Avukat, Yazar, Şair
Doğum:
Rize, 1930
Ölüm:
Gazi Üni., 1997
10 Mart 1930 tarihinde Rize'nin Fındıklı ilçesinde doğdu. İlkokulu Fındıklı'da bitirdikten sonra babasının memuriyetindan dolayı ortaokulu Bitlis ve Siirt'te, liseyi Erzurum'da okudu. A. Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi (1959).

Çalışma hayatına 1953 yılında PTT'nin Yenişehir şubesinde başladı. Millî Emlâk Genel Müdürlüğü'nde (1954), İETT'de (1956), GİMA T.A.Ş.'de (1957-1959) çalıştı. 1959'da kısa süre Bayındırlık Bakanlığında Tevfik İleri'nin müşaviri oldu. Avukatlık stajını İzmir'de tamamladı (1963). 1966'dan itibaren Millî Eğitim Bakanlığında, Başbakanlıkta, Turizm Bakanlığında müşavirliklerde bulundu. 1982'de emekliye ayrıldı ve aldığı emekli ikramiyesini 12 Eylül Darbesiyle hapse atılan ülkücülere dağıttı. Emekliliğinden sonra avukatlık yaptı. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının avukatlığını üstlendi. Hapisteki ülkücülere ve geride kalan ailelerine yardım için arkadaşlarıyla Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı'nı kurdu ve başkanlığını yürüttü.

Galip Erdem renkli bir kişiliktir. Şiir, deneme ve fıkra dalında yazdı. Kendisine özgü üslûbu vardır. İlk şiiri 'Bayrak' 1948'de Başsanat dergisinde çıktı. Yazıları 1950'den itibaren Karakedi, Türk Yurdu (1959), Tercüman (1960), Ölçü (1960), Son Havadis (1961), Yeni İstanbul (1962-1963), Düşünen Adam (1962), Babıâli'de Sabah (1965), Zafer (1966), Bizim Anadolu (1969), Devlet (1969), Töre (1971), Ocak (1871), Bozkurt (1974), Ortadoğu (1974), Hergün (1977), Yeni Sözcü (1981), Bakış (1981) gazete ve dergilerinde yayınlandı. 1958-1960 arasında Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü yaptı.

Kitap haline gelmemiş yüzlerce yazısı bulunmaktadır. Ayrıca yayınlanmamış elliye yakın şiiri vardır.

Yazılarında kullandığı takma adların bazıları: Bilge Erdem, İlteriş Metin, Elif Bilge, Murat Bilge, Mehmet Rasim, Aptali.

12 Mart 1997 tarihinde Ankara'da vefat etti.

ESERLERİ:

Denemeleri:
Ülkücünün Çilesi (1975),
Sosyalizm ve Milliyetçilik Üzerine Mektuplar (1975),
Suçlamalar (2 cilt, 1975-1976),

Mektuplar (Gazetelerde 'Mektup' başlığı ile yazdığı yazıları, 1986),

Kenan Evren'e Açık Mektup (12 Eylül 1980'de darbeyi yapan grubun başındaki isim Kenan Evren'e darbeden bir ay sonra gönderilen açık mektup, Yücel Hacaloğlu yayınladı, 2002).

Şiirleri ise kitaplaşmamıştır.
Vatan birliği, bir millete mensubiyetin şartlarından birisidir. Ama vatan, yalnız maddi bir değerden, üzerinde yaşanılan kuru bir toprak parçasından ibaret değildir. Vatan rahmetli Dündar Taşer ağabeyimizin emsalsiz söyleyişi ile: "Milliyet ve mukaddesatın korunduğu yerdir."
Galip Erdem
Sayfa 61 - Töre Devlet Yayınları
"Biliyorum düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar diyoruz aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak."
Galip Erdem
Sayfa 67 - Ötüken Neşriyat
Türk'ün hakkı, anlaşmaların üstüne Mehmetçiğin gölgesi dikilmedikçe akla gelmiyor!
İstanbul'un fethi, imansız bir kuvvetin yürüyemeyeceğini, kuvvetsiz bir imanın yenemeyeceği anlayanların zaferidir.
Mücadeleden ürküyorsunuz. Öylesine ürküyorsunuz ki sizin için yapılan mücadelerle ilgiliniz olmadığını göstermek ihtiyacını duyuyorsunuz.
"Maddi varlığının dar çerçevesine sığamaz. Ruhu ile tarihinin artık hayal olmuş sahifeleri içinde yaşar. Başkalarına hiçbir şey söylemeyen bi macera onu saatlerce düşündürür, güldürür, ağlatır. "
Galip Erdem
Sayfa 28 - undefined
Ve günümüzün konusu:Komünist Çin, Komünist Rusya’nın Cezayir’de düzenlenen konferansa katılmamasını sağlamak bin bir tertip peşinde!Neden katılmayacakmış??Çünkü,Sovyetler’in,coğrafya ve soy bakımından Asyalılık ve Afrikalılıkla hiç bir ilgileri yokmuş!Hani tek mefkûre sosyalizmin zaferi idi,ne oldu?Hani,tarihsel akışın kaçınılmaz sonucu milli duyguları,vatanı,soyu tepeliyecekti?Ol yüksek fikirler nicedir şimdi?Komünist Çin delegeleri Türk Heyetine de sırıtmış.Sovyetler aleyhinde oy kullanırsak Kıbrıs konusunda daha çok taviz vereceklerini fısıldamışlar !Hatırları hoş olsun diye <<Bizimkiler>>in çok sevdiği kelimeleri kullanalım:Sosyalist Çin Halk Cumhuriyeti,Sosyalist mücadelenin öncüsü Sovyet Cumhuriyetini yenmek uğruna,NATO üyesi Kapitalist Türkiye’ye yanaşıyor.Cici sosyalistlerim,bu komedi sizler içindir.Azıcık gülsenize!Kanınız mı kurudu ?İlle gıdıklanmağa mı muhtaçsınız?Aydınlıkta böcekler bile uyumaz!Uyanın artık.Kafacağızlarınızdan başka yaşayacak yerleri kalmamış vehimleri bırakın.Sosyalist dünya-Kapitalist dünya ayırımı bir uydurmadır.Bir yanda Türkiye vardır,karşısında diğer memleketler.Her millet elinden gelirse ötekini sömürmeğe,hatta yemeğe çalışır.Gerisi laklakıyattır.Ve tarihi tecrübenin verdiği ders odur ki,milliyet gerçeğinin tokadı pek sert iner!
Merhum dava adamı, Ülkücülerin Galip Abisini "Ülkücüyseniz" mutlaka okumalısınız!

Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hatta sevdikleri ile.. Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler. Bu halleri ” kalabalık” a göre uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak. Ülkücü dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki, halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!
Kalabalığın nazarında o, zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumaya teşvik etmekte… Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, Ona hiç kimse “aferin” demez. Üstelik, “böyle olacağı zaten belli idi” buyurulur. Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakiki bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez.
Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştan başa haysiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükafat istemez, bir garip kişidir… Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkardır. Gerçek aşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilisinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegane süsüdür.
Ülkücünün en çok dinlediği “nasihat” tır. “Yapma ” derler, ” hayatını heba etme” derler, “gününü gün et ” derler. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar. Ülkücülerin en amansız düşmanları “eyyamperest” lerdir. Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mani olacak sanırlar da, ülkücüleri ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da “eyyamperest” lerdir.
Gün gelir, ecel hükmünü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. “Kalabalık” o’na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Halbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca “kalabalık” a acımıştır.’’
Kitabı okuduğunuzda bu iki ideolojik kelimenin her anlamda ve her manada her mealini öğrenmiş oluyorsunuz. Öyle ki sağ gözden akan göz yaşının tadını ve sol gözden akan gözyaşının tadını bile belli başlı şeylere bağlıyorsunuz. Altını çizdiğim bayağı cümle oldu ve öğrendiğim bi çok şey. Tavsiyemdir okuyun.
Birisi eğer Türk milliyetçilerini suçlamak isterse kullanacağı kelimeler aşırı sağcı, faşist, ırkçı veya gerici olur. Bu kitapta bu suçlamalardan sağcılık ve faşizm inceleniyor. Bu terimlerin incelenmesi ise şöyle olmuş: Öncelikle ansiklopedilerde bu terimlerin karşılığı verilmiş, tarihi bir özet yapılmış ve solculara göre..., ortacılara göre..., milliyetçilere göre... olarak değişik fikirlerden yazarların, siyasetçilerin görüşleri belirtilmiş. Sonrasında ise Galip Erdem kendi bakışını yansıtmış. Her ne kadar güncelliğini günden güne kaybetmesi gerekse de hala faşist-gerici gibi suçlamalarının yapılması ironik bir durum oluşturuyor. Kitap için üzüntüm Galip Ağabey'den daha fazla sayfa okumak isterdim ama genel olarak bir derleme kitabı diyebilirim.
Ülkücünün Çilesi kitabını birkaç cümle ile anlatmak çok mümkün değildir bundan dolayı kendini Türk milliyetçisi hisseden herkesin okuması gereken bir kitap.
Galip Erdem Türk milliyetçiliği ve ülkücüler için bir lütuf. Yazar, kitapta sadece Türk milliyetçilerine karşı geliştirilen "ırkçılık" ithamına cevap vermiyor, bir yandan ırk kavramını gerek antropolojik, etnolojik manada gerek milletlerle ve Türk milleti ile ilişkisi bakımından ele alırken diğer yandan da dil, kültür, tarih milliyetçiliği konularına eğiliyor. Ardından yabancı ve Türk yazar-düşünürlerin ırkçılıkla ilgili fikirlerine, yazılarından pasajlarına yer veriyor ki bunu yaparken ırkçı, ortacı, solcu, milliyetçi hemen her kesimden insanın gözünden meseleyi yansıtıyor. Galip Erdem için söylenecek çok söz var, ama ne desem eksik kalacak, o zaman tekrar edeyim, Galip Erdem Türk milliyetçiliği ve ülkücüler için bir lütuf.

Yazarın biyografisi

Adı:
Galip Erdem
Unvan:
Avukat, Yazar, Şair
Doğum:
Rize, 1930
Ölüm:
Gazi Üni., 1997
10 Mart 1930 tarihinde Rize'nin Fındıklı ilçesinde doğdu. İlkokulu Fındıklı'da bitirdikten sonra babasının memuriyetindan dolayı ortaokulu Bitlis ve Siirt'te, liseyi Erzurum'da okudu. A. Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi (1959).

Çalışma hayatına 1953 yılında PTT'nin Yenişehir şubesinde başladı. Millî Emlâk Genel Müdürlüğü'nde (1954), İETT'de (1956), GİMA T.A.Ş.'de (1957-1959) çalıştı. 1959'da kısa süre Bayındırlık Bakanlığında Tevfik İleri'nin müşaviri oldu. Avukatlık stajını İzmir'de tamamladı (1963). 1966'dan itibaren Millî Eğitim Bakanlığında, Başbakanlıkta, Turizm Bakanlığında müşavirliklerde bulundu. 1982'de emekliye ayrıldı ve aldığı emekli ikramiyesini 12 Eylül Darbesiyle hapse atılan ülkücülere dağıttı. Emekliliğinden sonra avukatlık yaptı. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının avukatlığını üstlendi. Hapisteki ülkücülere ve geride kalan ailelerine yardım için arkadaşlarıyla Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı'nı kurdu ve başkanlığını yürüttü.

Galip Erdem renkli bir kişiliktir. Şiir, deneme ve fıkra dalında yazdı. Kendisine özgü üslûbu vardır. İlk şiiri 'Bayrak' 1948'de Başsanat dergisinde çıktı. Yazıları 1950'den itibaren Karakedi, Türk Yurdu (1959), Tercüman (1960), Ölçü (1960), Son Havadis (1961), Yeni İstanbul (1962-1963), Düşünen Adam (1962), Babıâli'de Sabah (1965), Zafer (1966), Bizim Anadolu (1969), Devlet (1969), Töre (1971), Ocak (1871), Bozkurt (1974), Ortadoğu (1974), Hergün (1977), Yeni Sözcü (1981), Bakış (1981) gazete ve dergilerinde yayınlandı. 1958-1960 arasında Türk Yurdu dergisinin genel yayın müdürlüğünü yaptı.

Kitap haline gelmemiş yüzlerce yazısı bulunmaktadır. Ayrıca yayınlanmamış elliye yakın şiiri vardır.

Yazılarında kullandığı takma adların bazıları: Bilge Erdem, İlteriş Metin, Elif Bilge, Murat Bilge, Mehmet Rasim, Aptali.

12 Mart 1997 tarihinde Ankara'da vefat etti.

ESERLERİ:

Denemeleri:
Ülkücünün Çilesi (1975),
Sosyalizm ve Milliyetçilik Üzerine Mektuplar (1975),
Suçlamalar (2 cilt, 1975-1976),

Mektuplar (Gazetelerde 'Mektup' başlığı ile yazdığı yazıları, 1986),

Kenan Evren'e Açık Mektup (12 Eylül 1980'de darbeyi yapan grubun başındaki isim Kenan Evren'e darbeden bir ay sonra gönderilen açık mektup, Yücel Hacaloğlu yayınladı, 2002).

Şiirleri ise kitaplaşmamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 39 okur beğendi.
  • 93 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 74 okur okuyacak.

Yazarın sıralamaları