19 YÜZYILIN başlarında, diğer birçok ülkelerde olduğu gibi, Almanya'da da Fransız kültürüne karşı sonsuz bir hayranlık vardı. Fransız edebiyatını bilmek, Fransızca öğrenmek ve Fransız yazarlarını okumak bir övünme fırsatı sayılıyor, üstünlük sebebi yerine geçiyordu. Uyanış cağının Alman Milliyetçileri, soydaşlarının çoğundaki aşağılık duygusunu yenmek için mücadeleye girdiler. Tarih, dil ve sanat araştırmalarını hızlandırdılar. Geçmişin, her Alman'ın iftiharla seyredeceği muhteşem bir tablosu hazırlandı. Diğer yandan, Fransız kültürünün tesirlerini önlemek için de münâsip çâreler arandı, bulundu. Uyanış çağının Alman Milliyetçileri, tarihin kaydettiği en müthiş iki savaştan da mağlup ayrılmasına rağmen, büyüklüğünden hiç bir şey kaybetmeyen bugünkü Almanya'nın asıl kurucularıdır. Almanlar hesabına asla unutulamayacak o milliyetçilerin en büyüklerinden birisi de, ünlü filozof Fichte'dir. Dostlarının dikkatini çekmiş; Fichte'nin ağzından, gayet iyi bildiği halde, Fransızca bir tek kelime çıkmıyor. Bir gün, merak etmiş, sebebini sormuşlar. Fichte:
"Milletler arasında iki türlü savaş vardır. Birisi cephedeki savaş, diğeri ve daha önemlisi de cephe gerisindeki savaştır. Cephe gerisindeki savaş milletlerin kültürleri arasında cereyan eder. Cephedeki savaşı kaybeden bir milletin kurtuluş ümidi daima vardır. Ama, kültür savaşını kaybeden bir milletin sonu da gelmiş demektir. Bugün, milletimin kültürü ile Fransız kültürü savaş halindedir. Böyle bir durumda, ne bekliyorsunuz yani, düşman saflarında döğüşen bir asker mi olayım?" cevabını vermiş.