Öfkeli olduğumuzda ya da moralimiz bozukken kendimizi yalnız ve yaşamın akışından koparılmış hissederiz. Öyledir de zaten. Ama kendimizi çevremizde karşı kapatan yine biziz.
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan
afirmasyon (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin
hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik
dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi
olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle,
genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı
dünyaya yayar. Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir.
İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz
zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur. Ama
eğer üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz
şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır.
Kalbimiz bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik
düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline, çevirir ve
bunları evrene gönderir.
İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik
dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur.