• Ömer Seyfettin'i çok severim. Bana göre Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en başarılı öykücüsüdür. Ülkemizde sanki çocuk hikayeleri yazmış gibi bir hava oluşturulmuşsa da, durum hiç de öyle değildir. Çok önemli sosyal, siyasi öyküler yazmıştır; hatta bir de roman... Maalesef ki, 36 yaşında vefat etmiştir.

    YKY, 'Türkçe Reçete' adı ile bir seçki hazırlamış. İçinde 12 farklı hikaye var. Birer çocukluk hatırası gibi algılanabilecek olan Ant ve Kaşağı o kadar hüzünlüdür ki, dertlenmemek elde değildir. Falaka, Eleğimsağma, Yüz Akı, Rüşvet, Düşünme Zamanı, Türkçe Reçete ve Perili Köşk ise gülünç ve hazindir. Diyet'te ise mertliğin tanımı var adeta... Forsa ise milli hislere hitap eder. üç Nasihat ise adeta bir menkıbe gibidir; çok sevdiğim bir öyküdür. Hatta bazen öğrencilerime anlattığım bile olmuştu.

    Bu arada yeri gelmişken, Ömer Seyfettin ile ilgili en başarılı kitap, YKY'den çıkan Tahir Alangu'nun kitabıdır.
  • Tütün 1009 yılında (1600) İngiliz kafirleri getirdiler ve rutubetten ileri gelen kimi hastalıklara ilaçtır diye sattılar. Giderek, keyif ehli olmayanlar da kullanmaya başladılar. Hatta ulema ve devlet büyüklerinden birçokları o tutkuya uğradılar. Kahvehaneler, rezil ve ayak takımı kimselerin fazla tütün içmelerinden dumanla doldu ve içinde olanlar birbirini göremez oldu. Birbirinin yüzüne üfleye üfleye çarşı ve mahalleleri de kokuttular ve üzerine nice saçma sapan şiirler yazıp yerli yersiz okuttular. Kimi dost çevreleri arasında defalarca tartışmalar oldu. Tütünün iğrenç kokusu hemen adamın sakal ve başörtüsüne, üzerindeki giysisine, özellikle eğer içilirse evine siner. Bundan başka hakı ve keçe gibi eşyayı, evdeki yatakları yer yer yakar; kül ve köz ile dört bucak pislenir; uykudan sonra uğursuz kokunun dimağı etkilediği ve fazla kullanılması ile insanın çalışamaz hale geldiği; elleri iş görmekten kaldığı ve bunlar gibi daha bir çok korkunç zararları görülürken, zevki ve yararı nerdedir diye soruldukça “bir eğlencedir, bunun dışında safası zevk verir” demekten başka bir cevap verememişlerdir. Halbuki bundan başka ruhça bir safa ihtimali yoktur ki zevke dair olsun. Bu cevap bir cevap olamaz sadece tatsız tuzsuz bir ağız kalabalığından başka bir şey değildir. Hepsi bir yana İstanbul’da kaç kez büyük yangınların çıkmasına yol açmış bulunmaktadır. Nice yüz bin adam o ateşe yanmış yıkılmıştır. Ancak gerçekte forsa çalıştıran gemilerde gardiyanlar kullanırlarsa biraz uyku giderici etkisiyle forsa gözetleyiciliğine yararlı olduğu inkar olunamaz. Bir de rutubeti gidererek kuruluk getirir. Fakat bu kadarcık bir yarar için birçok zararına katlanmak ne akıl karıdır ne de geleceğe uyar. 1635-1636 yıllarına gelince o denli yaygınlaştı ki tütünün içilmesi yasaklandı.
    Peçevi İbrahim Efendi
    Sayfa 351 - T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları
  • Durayım ruh satmaya bütün yelkenler forsa
    Müşteriye havasını almadan bakmayayım
    Façama kıymam diyen görsün ne hali varsa
    Hoş koku duymadıkça temenna çakmayayım
  • Otoyoldaki Kavşakta Kavrulmuş Ruh Satıcısı

    Altmış sene yaşadım bir tek anım bile yok
    Anılması korkulu yerlerdedir meşhedim
    Faka bastım kaydı don çakar almaz çark amok
    Oldum cennet aşısı binbir günah işledim

    Anım yok. Bırakacak mirasım Hak getire
    Rızkımla takometre sırf bu yüzden akraba
    Müstantik olam dedim çalkap giyem setire
    Uydurarak başımı örülmüş her çoraba

    Örselerdi bir çorap kör nefsimi kabartan
    Nesi körlük hangisi kadınların kaprisi
    Yasa dışı bir zifaf bengi sulardan artan
    Lâf çakmışlar çivisiz matematik köprüsü

    Hiç Mao’nun, Lenin’in günahını almayın
    Vitrinin çocukları Marquis de Sade yuttular
    Ten sırrına ermeden başka telden çalmayın
    Pezevenklik etmeyen İblisi de üttüler

    Muamma mı göründü sana dünya işleri
    Kanunların ruhunu okumak zor mu geldi
    Haydi nem kap buluttan ve başlat yağışları
    Ne yaptı Conte Cavour sen de yap Garibaldi

    Satıver anasını anâsır mı olucan
    Gel bu ruhtan satın al bedavacılık etme
    Yut bu ruhu dökülsün barsağından solucan
    Ne kalsın trahomun ne tutsun seni sıtm

    Modası bu dertlerin çoktan geçti diyorsan
    Riskliyse ruhu yutmak tezgâhtan gölgeni çek
    Şehre git şehirden al çünkü şehirli insan
    Tınlatır boş fıçının egzoz ritmiyle köçek

    Üşüş ey kavruk ruha benim transit yolcum
    Diren ey kimliğinle polis saldırısına
    İşçim köylüm esnafım dar gelirli memurum
    Ben ruh kavurduğumca para yakıp ısına

    Şunu bil ki ruh satan başka eller sahtekâr
    Hepsini déclassé say ipten kazıktan kopmuş
    Asrî çağda onları lükse boğmakla Hünkâr
    Zindan ettiği Muğla sürgüne saldığı Muş

    Püf noktası neden ruh kavrulmadan satılmaz
    Çünkü çiğ ruh bulantı sebebi sevdalarda
    Çiğ ruh bakteri dolar alaşıma katılmaz
    Öpüşürken siğildir elinle sev dalar da

    Durayım ruh satmaya bütün yelkenler forsa
    Müşteriye havasını almadan bakmayayım
    Façama kıymam diyen görsün ne hali varsa
    Hoş koku duymadıkça temenna çakmayayım

    Nerelerde kalkmışım yokum konulan yerde
    Ansızın anısızım aşklarım vesikasız
    Uygunsuz yakalanıp örtündüğüm bu perde
    Ne kadar kandırıcı bir o kadar yakasız

    Vara iksir var tin vara tılsım vara kut
    Ha gayret kanat takıp uçmama ramak kaldı
    Ateş yakın su uzak ara yerdeki barut
    Alay komutanıydı müdür bey ve bakkaldı

    Ben benim benle doğdu ruh satanlar ruhsatı
    Bildirildi benimle kıvam cehr uşşağına
    Anım yok. Ha şimdi bilsin ruh ruhun kaç katı
    Boşuna mı dikildik otoyol kavşağına.

    İsmet Özel
  • Tanrım ! Keşke affetseler beni ! Kimbilir, belki de affederler. Kral, bana dargın değildir. Gidin, avukatımı çağırın bana ! Acele edin, getirin avukatımı ! Kürek mahkumu olmak istiyorum. Beş yıl boyunca kürek mahkumu olmaya veya yirmi yıl, bir ömür boyu başka bir şeye mahkum olmaya, mesela kızgın demirle sırtımı dağlamalarına dahi razıyım. Yeter ki hayatımı bağışlasınlar bana !
    Forsa yürüyebilir, forsa gidip gelebilir, forsa güneşi görebilir !
  • " Vatan,al bayrağın dalgalandığı yer,değil midir ? "