Kaygılanmamın, korkmamın, umutsuzluğa düşmemin hep sonuç vurgulu mükemmele yönelmekten geldiğini göz lemledim. Artık sonuç odaklı mükemmelin peşinde gitmenin bana göre olmadığını anlamış durumdayım. Çok sevdiğim bir iş üzerinde çalışırken bile eğer mükemmeli hedef haline getirirsem ve sadece sonuca odaklanırsam süreç zulüm haline, cehennem azabına dönüşüyor. Neyi niye yaptığımı, hedefi mi, her şeyi unutabiliyorum. Bu nedenle, "Yapabileceğimin en iyisini yapıyor muyum?" sorusunu aklımda tutarak sürece odaklanmak daha keyifli ve verimli çalışmamı sağlıyor.
Her gün kendine on beş dakika ayır ve o gün içinde yaşadığın duyguları gözden geçirip sakince gözlemle. İnanın, bu şekilde her gün devam eden birinin gözlemleyen bilinci gittikçe güçlenir. '' Ahmet x konusundan söz ederken niye gerginleştim? Mehmet'in cevabı beni niçin kızdırdı? Ayşe'yi görünce niye sevindim?" Bir süre sonra yavaş yavaş kendini, ilişkilerini, geçmişini ve hayallerini keşfetmeye başlarsın. Hangi tür olayların, insanların, davranışların senin için neden ve ne kadar anlamlı olduğuyla ilgili içgörülerin oluşmaya başlar.
Konu her ne olursa olsun bu yirmi dakika kendini tam anlamıyla ona verdiğin zaman önemli sonuçlar elde ediyorsun. Yazar mı olmak istiyorsun? Şu veya bu şekilde sadece yirmi dakikanı ayır! Ama her gün. Kişi bu adımı atmaya başladığı zaman üst üste kazanıyor. Bileşik faiz gibi... Bu durum psikolojide de aynen mevcuttur. Yani kişi bu sürece üç birimlik bir enerji ile başlar ama mesela bir hafta sonra günde beş birimlik bir enerjiye kavuşur. Öbür hafta bir de bakmış ki on beş birim olmuş. Böylelikle yavaş yavaş nefes alışı değişir, çevreye bakışı ve algıları değişir. Dedim ya, umutsuzluk kısa sürede aşacağın bir konu değildir, bu tür müdahaleler gerekir.