Kendi adımıza düşünemediğimizde ve otoriteyi sorgulamaktan kaçındığımızda devleti yönetenlerin ellerinde oyun hamuruna döneriz. Ancak vatandaşlar eğitimli olduklarında ve kendi fikirlerini üretebildiklerinde, devleti yönetenler bizim için çalışır...
Geç gelen bir inceleme oldu ancak bunu yazmazsam rahat edemeyecektim. Malum içinde bulunduğumuz durum da biraz beni buna itti, kelimelerimi seçerek yazmak durumunda kalıyorum, şimdiden söyleyeyim :)
Küçük yaşlardan itibaren ebeveynleri sayesinde kuşkuculuğu ve merak duymayı öğrenen, daha sonrasında da ünlü bir Amerikalı gökbilimci ve astrobiyolog olan sevgili yazarımız Carl Sagan'ın, bilimin özünde bir düşünce biçimi olması ve yeni dünyalar keşfedip gizemlerin çözülmesini sağlamak amacıyla başladığı bu yolculuğunda bilimi popülerleştirmek ve geniş kitlelere ulaştırmak için yazdığı kitabımız, gerçek bilime ulaşmanın yolunun kuşkucu olmaktan ve sorgulamaktan geçtiğini, kendimizi eleştirilere kapattığımızda, umutlarımızla gerçekleri birbirine karıştırdığımızda, sahte bilime ve batıl inançlara kayacağımızı, bu tür sahte bilim ve palavracılık vakaları sorgusuz sualsiz kabul edilip gerçek ortaya çıkarılmadığında ise insanların dolandırılmasına, küçük düşürülmesine, inançlarının suistimal edilmesine, hatta bazı durumlarda öldürülmesine yol açacağından bahseder. Bunu yapan inanç şifacılarının çoğu da yalnızca para kazanmanın peşindedir ve umutlar, korkular ve önemli keşifler yapma heyecanı ağır basıp kuşkucu ve tedbirli bilimsel yaklaşımı bir kenara itmelerine yol açabilir. Aslına bakıldığında, kuraklığın, vebanın ve savaşın eksik olmadığı, sıradan insanların sosyal veya tıbbi hizmetlere erişim sağlayamadığı, halkın okuma yazma bilmediği ve bilimsel yöntemin adının bile duyulmadığı bir dönemde, kuşkucu düşünceye doğal olarak çok