Mutlu, doymuş, her türlü istekleri giderilmiş bir yaşamanın iki ögesi (unsuru) vardır: huzur, heyecanla davranış… Çok zaman bunun birincisi yetmektedir. İnsanların büyük çoğunluğu huzur, az hoşlanma ile yetinirler.Kimileri de çok heyecan içinde acıya ulaşabilirler. Bu iki öge birbiriyle Uzlaşabilir, çünkü aralarında doğal bir birleşme vardır. Birinin uzaması; öbürünü hazırlaması, öbürüne istek uyandırması demektir. Huzurun uzaması heyecanla davranışı istetir, heyecanla davranışın uzaması da huzuru aratır. Sadece bir bozukluk olduğu zamanlarda sükûn devrinden sonra davranış isteği uyanmaz. Bunun gibi, heyecanla davranışın bir hastalık biçimine girdiği hallerde de, sükûn devresinden sonra yeniden davranış üzücü, tatsız gelir. İnsanlar, yaşamakta, yetecek kadar hoşlanma bulamıyorlarsa bunun nedenini kendi bozuk yapılarında aramalıdırlar. Çünkü kendilerinin dışında başkaca hiçbir neden yoktur. Genel ya da özel sevgi duyguları bulunmayanlar yaşamanın tadını alamazlar, heyecanla davranış haline geçemezler. Onlar için yaşamanın değeri, bütün bencil ilgilere son verecek ölüm yaklaşınca, büsbütün azalır. Arkalarında sevgi bırakacak olanlar insan cinsinin ortak ilgileri ile bağlıdırlar, ölürken bile sağlık gücünü yitirmezler. Yaşamayı az hoşlanır yapan bencilliğin yanında başka bir nedenle düşünsel kültürün eksikliğidir. Sözün kısası, insan acılarının bu kaynakları bütün bütüne düzeltilebilir. Başarıya ulaşıncaya kadar belki bir çok kuşaklar geçecek, ama başarı herhalde gerçekleşecektir. İnsanlar, insanlığın bu mutlu savaşına katılmalıdırlar.