Otuz sekiz yaşındayım, üstelik yorgunum da ama bu yorgunluk otuz sekiz yılın ortaya çıkaracağı bir yorgunluk olamaz! Yorgunluk diye adlandırmak doğru değil belki ama rahat değilim, korkuyorum. Düşenlerle böbürlenen bir dünyada yaşıyoruz. Atamıyorum adımımı, ürküyorum, onun için yere basamıyorum. Evet, belki de yorgun değilim, korkağım yalnızca. Beni altüst edecek bir serüvenin ardından gelecek o büyük yorgunluktan korkuyorum. Korkunç bir yorgunluk olur bu... Ancak akıl hastanesinde dinlenebilir insan; gözünü sabahtan akşama kadar bir yere dikip oturarak...
Gelgelelim, şaka ile ciddi olanı ayırt etmek pek de zor değildir. Ama hayatlarını yalnızca buna göre düzenleyenlerde durum biraz güçleşir. Gözler mikroskop gibi görmeye başlar, bu duruma gelince de artık kurtuluş yoktur.