Hayat, gaybdan zuhura bir akıştır. Bu akışta her gün yeni birşey insanın önünde bilinir hale gelmektedir. Ancak
insan acelecidir. İç dünyasındaki derin özlem, yaratıcı merak onu sahip olduklarından çok daha fazlasının beklentisi içine itmiştir. Bu yüzden bir çok şeyi henüz vakti gelmeden öğrenmek ve elde etmek ister. Ve bu yüzden vahyin çok yukarı boyutlardan verdiği haberleri kavrayamadığı için inkâr eder.
Anılan ayet, insanı bu acelecilikten kaçmaya ve her haberin belirlenen vaktinde tecellisini görmek üzere sabretmeye çağırmaktadır.
Her peygamber kendisine vahyedilene uymak ve o vahyi yaşayışıyla pratik örneklere dönüştürmek zorundadır. O halde her peygamberin hayat tarzı, tutum ve tavrı onun aldığı vahyin kristalleşmiş şeklinden ibarettir. Ancak bu tespitin
tehlikeli sonuçlara götürmemesi için şu noktanın altını çizmek gerekiyor: Peygamberlerin söz ve fiillerinin onlara
nispetleri sonraki zamanlarda yalan ve iftiralarla karıştırıldığı için bizler bir söz veya fiilin Peygam berimize gerçekten ait olup olm adığını güvenli bir biçim de ancak ilahi vahye yani Kur'an'a başvurarak belirleyebiliriz. Çünkü vahyin tartışmasız kaynağı odur. Peygamberimize izafe edilen söz ve fiillerin kabul edilebilmesi o tartışmasız kaynakta açık bir biçimde yeralmaları halinde mümkündür
Kuran yerkürenin ibret ve hikmetlerle dolu olduğunu, imar ve ihyasının gerektiğini söylüyor. Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Ve dünya yüzündeki hayat insanın tekâmül yolculuğunda en önemli eğitimine sahne olmaktadır.
Kuran, ışığı realite, karanlığı da realiteye terslik olarak değerlendirdiğinden, realitenin daima tek olduğuna dikkat
çekmek istemiştir.
Gerçek tektir. Gerçekten sapılması durumunda ise ortaya görecelik çıkar ve görecelikte sonsuz sayıda ihtimaller ve
bakış açısı vardır.
Cenabı Hak tarafından tahrif, eksiltme ve ilaveden korunmamış hiçbir şey fıtrat dininde hüküm kaynağı olamaz. Ve bu anlamda korunmuş tek kaynak Kur'an'dır.