Biri bir yerden iki sözcük duysun veya başı sonu belli olmayan iki sayfacık bir şey okusun, hemen bunların "kendi düşünceleri" olduğuna, kendi beyninde doğduğuna inanmaya başlar. Bu durunlarda saflığın küstahlığı inanılmaz bir düzeye çıkar.
Kendinizi kimseyle karşılaştırmanız imkansızken, her türlü aşağılanmadan, kişisel her türlü nefretten çok çok yukarılardayken bir kişiyi olsun sevmemek elinizde mi sizin?
Neden uykudan uyanıp gerçek yaşama tam olarak dönmek üzereyken, neredeyse her defasında bazen de olağanüstü güçlü bir biçimde arkada rüyanızla birlikte çözümsüz bir şeyler daha kaldığı izlenimine kapılırsınız?