Ancak unutmamamız gereken temel gerçek şu ki hiçbirimiz geçmişimizin kölesi olmak zorunda değiliz. Aksi takdir de yalnızca geçmişten yakınıp başkalarını suçlayarak geçen bir yaşamöyküsü oluşturabilir insan. Şüphesiz olumsuz yaşantılar içeren bir geçmiş yaşamöyküsü üzücüdür, ancak yalnızca geçmiş öykü ile yaşama devam etmek sorun çözme ya da yönetme doğrultusunda yeterli olmayacaktır. Bugün yaşanan yeni sorunu eski öykülerle, yani geçmişte yaşanmış travmalarla ilişkilendirmek mümkün olsa da bu ilişkilendirme tek başına sorun çözmekte yeterince işlevsel olmayacaktır. Geçmişin bugünü nasıl etkilediğinin farkına varmak şüphesiz değerlidir ancak bu günden memnun değilsek yarınları değiştirmek, ancak bugün uyguladığımız stratejileri değiştirmekle mümkün olabilir.
Belki de her zaman nasıl düşünmeye koşullandıysak hep o biçimde düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Klişeleşmiş, otomatik düşüncelerle giden, pek de sorgulamayan, otomatik bir hayat yaşamak muhtemelen daha kolay geliyor.
Oysa insan türünü diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği, öğrenen olması değildir. Diğer canlılar da öğreniyor. İnsanı farklı yapan; öğrendiğini sorgulama, gözden geçirebilme ve yeniden öğrenebilme kapasitesi olan bir canlı olması. Ancak bu potansiyel kapasitenin yeterince kullanıldığını söylemek zor. Bugünkü varoluş biçimimiz şüphesiz geçmişte yaşadıklarımızdan bağımsız değil, geçmiş yaşantılar hepimizin bugününü etkiliyor.
Hayatlarımız düşüncelerimiz, yani algılarımızla belirlendiğine göre, yaşamlarımızı değiştirmek istiyorsak belki de öncelikle klişeleşmiş, yani otomatikleşmiş düşüncelerimizi fark edip değiştirmemiz ya da en azından esnetebilmemiz gerekir. Ne var ki insan türü duygularını belirleyenin düşünceleri olduğunu bilse de düşüncelerini gözden geçirip esnetmek gibi bir çabayı nadiren sergiler. Yani bilmek yetmez, bilgece düşünmeyi öğrenmek gerekir.
Acıdan hızlıca uzaklaşmak üzere programlanmış beyinlerimizle bir balık hafızası ile yaşadığımızı fark etmek için kaç küresel felaket yaşaması gerekiyor insanın? Balık okyanusta doğar, okyanusta yaşar ve okyanusta ölür, ancak ölmeden önce sorar, "Okyanus nerede?" diye. Umarım insanlar bu felaket sonrası balıklardan daha farkındalıklı bir yaşam sürdürmenin gerekliliğini ve hiçbir şeyin tek kişilik olmadığını daha da geç olmadan görebilirler. Yine umarım insanlar ve toplumlar küresel sorunların ancak küresel çözümlerle yönetilebileceğinin farkındalığı içinde yaşanan dönemlerinin bölünme ve ayrışma değil, birleşme ve dayanışma zamanları olduğunu fark eder ve bu felaketi güç oluşturmak için bir fırsata dönüştürmemeyi tercih ederler. Umarım ölümle yüzleşmek, özgürleşmenin ve daha anlamlı bir yaşamın itici gücü olur.
Sevdiklerimizi kaybetmek elbette yalnızca insan olduğumuzun kanıtıdır, ancak kaybetmenin anlamını kaybetmek, en insani özelliğimizi kaybetmek anlamına gelir.