Sınırlara inanıyordu Yusuf. İnsanın sınırlar içerisinde bırakıldığını ve ötesini anlamlandırmak gibi bir çabasının boşa olacağını, bu yüzden de inanıp itaat etmenin kâfi geleceğini söylüyordu hep. Ben tam tersi bir noktadaydım. Sınırlar aşılmak için vardır diyordum. Öyle olmasa şayet şu an ki yaşadıklarımı yaşamazdım.
Sınırın ötesinde ve Araf’ta, belki de ucu bucağı belli olmayan bir boşluktaydık. Sıkışıp kalmıştık o boşlukta. Hedef belliydi, ama boşluktayken hedefe giden bütün yollar, meridyenler ve paraleller kadar hayali çizgilerden ibaretti.