Hayata, ilahi kanunların gözlüğünden baktığımda taşlar yerine oturuyordu. Acı yoktu, aşk yoktu, portakal yoktu, annem yoktu. Ben vardım, Gazali vardı, babam vardı, hedeflerim vardı, inancım vardı. Şimdi? Şimdi neden her geçen gün daha fazla kuruyup her şeyden uzaklaşıyordum? Kendime yabancı oluşum bu çağın beni deli etmesindendi zannedersem. Modern hayat ruhumu hasta ettikçe ediyordu. İlaç, biraz daha ilaç, kanıma karışması gereken bir ilaç olmalıydı. Bir kadınım olmalıydı ya da...
Celal’in tanrıtanımazlığı, varoluşunu sorgulayışı, bitip tükenmek bilmeyen arayışı, evrensel kavramlarla boğuşması, doğruluk ve yanlışlık arasındaki boşlukta sıkışması ve daha nicesi onu, hayatın bir ucundan diğer ucuna savuruyordu.