Mânâsız bir otomatisme’in, mânâsız bir fiziğin, kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?
Şunu da söyleyeyim, başlangıçta ‘eskittim’ değildi,
‘çürüttüm’dü o sözcük. Yani 'Hasretinden Prangalar Çürüttüm’.
Fakat ‘çürüttüm’ sözcüğünü sevmedim. Her ne kadar doğrusu
‘çürüttüm’ de olsa sevemedim. Bir de bu sözcükte üç tane ‘ü’
geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani
gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onu
tırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum.
O nedenle ‘eskittim’ dedim.”*