Ah, pisicik... İnsan yalansız yaşayamaz. Ölümün bile arkasına yalanlar dayar ki ona tahammül edebilsin. Gelgelgelim ben başımın altına rahat bir yastık gibi koyabileceğim tek bir yalan bulamıyorum ... Neden mi? Kendimi inandıramıyorum işte.
Lakin hayat, zaaflarımızı görmezden gelip yaralarımızı unutmakla, vedaları dengeleyen buluşmalarla, tehlikeleri yok sayıp ölümü inkarla kaim, değil mi ya? "Kainata sırtımızı dönerek varoluyoruz" diye düşündü üstat...
Serin, berrak ve sakin bir su misali akan şu cümlelere bakın:
"Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından du yulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır [şevk, istek]. ilk bakışta birbiriyle çelişir görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesiyle birleştirebiliriz .. ."
Bir harabeden yükselen çocuk şarkısı gibi.
Siz, aziz ve muhterem okur, gelin, gaipten havalanan bir çift şeffaf güvercin misali süzülüp, şu binanın dördüncü katındaki pencereye konalım ve lale desenli tüllerin berisinden içeriyi süzelim.