Uygarlaşma süreci bizzat hilebazın çevrimiyle başlar. Hiç olmazsa en derin bilinçsizliğin izleri ortadan kalkar, çevrimin sonuna doğru hilebaz, acımasız, zalim, budalaca ve anlamsız davranmak yerine, yararlı ve mantıklı şeyler yapaya başlar. Fakat, gerçekte bilinç kendini kötülüğün cazibesinden kurtarabilmiş, onu mecburen yaşamak zorunda kalmamıştır; karanlık ve kötülük buharlaşıp uçmamıştır, ama enerji kaybından bilinçdışına doğru çekilmiştir ve bilinçte her şey yolunda olduğu sürece orada kalacaktır. Ama bilinç kritik ve kuşkulu durumlarda sarsıldığında, o zaman gölgenin yok olup gitmediği anlaşılır.
Sözüm ona, uygar insan hilebazı unutmuştur. Ancak yanlış davranışlardan huzursuz olup da cinlerin oyununa gelmekten ve benzer şeylerden söz ettiğinde, metaforik ve figüratif olarak anımsar onu. Gizli, görünüşte zararsız gölgenin hayal bile edemeyeceği kadar tehlikeli özelliklere sahip olduğu anlamına gelmez. İnsanlar, bireyin silindiği kitleleri oluşturur oluşturmaz bu gölge harekete geçer ve tarihin de göstermiş olduğu gibi bir kişide vücut bulur.