Yusuf Akçakaya

Yusuf Akçakaya
@fusuyfusuy
Phaedrus Nitelik kavramıyla buraya kadar uğraştı, çünkü o andaki sınıf deneyiminden dışarıya bakmayı özellikle reddetmişti. Cromwell in "Kimse, nereye gittiğini bilmeyen kişi kadar yükseklere çıkamaz!" sözü buraya uygundu. Nereye gittiğini bilmiyordu. Tüm bildiği, onun işe yaradığıydı.
Sayfa 216·Kitabı okudu
Reklam
Akıl Kilisesi
O akşam, ertesi günkü ders notu olaraki yaptıklarının savunmasını yazdı. Bu, onun her zamanki, derinliği olmayan ders notlarının tersine, çok uzun ve dikkatle, özenle hazırlanmış, Akıl Kilisesi hakkında bir metindi. Metin, ön giris kapisin tam üstünde elektrikli bir bira reklami panosu asili duran kilise binasi ile ilgili bir gazete yazisindan alinti ile basliyordu. Bina satilmisti ve bir zamanla bar olarak kullanilmisti. Bu noktada sinifça bir kahkaha kopacagi düsünülebilir. Üniversite icki partileriyle ünlüydü, imge bulanik da olsa uygundu. Gazetedeki makale, pek çok kisinin kilise yetkililerine sikâyette bulundugunu yaziyordu. Kilise, bir Katolik kilisesiydi ve elestiriler üzerine gönderilmis rahip bu durumdan çok rahatsiz olmus görünüyordu. Bu durum ona, kilisenin ne oldugu konusundaki inanilmaz cehaleti göstermisti. Kiliseyi tuglalarin, tahtalarin ve camlarin mi olusturdugunu saniyorlardi? Ya da çati biciminin? Burada Tanri'ya hizmet olarak gösterilen sey, kiliseye karsi son derece maddeci bir yaklasimin örnegiydi. Soz konusu yapi kutsal bir yer degildi. Kutsalligi bozulmustu. Iste o kadar. Bira reklaminin yeri barin üzeriydi, kilisenin üzeri degil. Aradaki farki bilmeyenler kendileri hakkinda bazi seyleri belli etmekteydiler. Phaedrus üniversite konusunda da ayni kafa karisikliginin var oldugunu ve denkligin yitirilmesinin bu yüzden anlasilamadigini söyledi. Gerçek üniversite maddi bir nesne degildi. Polisce korunacak bir grup yapi da degildi. Bir kolej denkligini yitirirse kimsenin gelip okulu kapatmayacagini söyledi. Bu konuda yasal bir ceza, para cezasi ya da hapis cezasi veren bir yasa hükmü yoktu. Yani dersler durdurulmazdi. Her sey önceki gibi devam ederdi. Ögrenciler, okul denkligini yitirmese alacaklari ayni egitimi yine alirlardi. Tüm bu olacaklar,
Sayfa 152·Kitabı okudu
Ben bir Chautauqua soylevcisi degil de bir romanci olsaydim Zen'in, Sanat'in ve hatta belki de Motosiklet Bakiminin "iç anlamlarını açiklayan hareket dolu sahnelerle John, Sylvia ve Chris "karakterlerini gelistirme"ye çalışırdım. Bu tam bir roman olurdu, ama bazı nedenlerle, bunu yapabilecegimi sanmıyorum. Onlar karakter falan değil arkadaşlarım, hem bir kez Sylvia "Nesne olmaktan hoşlanmam!" demişti. Hepimiz birbirimiz hakkında, ayrıntılarına girmek istemediğim pek çok şey biliyoruz. Kötü şeyler değil, fakat Chautauqua ile pek ilgisi yok. Arkadaşlar arasında her zaman olan şeyler. Aynı zamanda, onlara neden hep ketum ve uzak davranıyormuş gibi göründüğümü Chautauqua'dan anlayabilirsiniz sanırım. Bana, boyuna neyi düşünüp durduğumu açıklamamı isteyen sorular sorsalar, ben de gerçekten kafamdan geçenleri sayıp döküversem, örneğin en ince ayrıntısıyla, önsen "motosikletin sürekliliği" varsayımını tüm Chautauqua yapısına değinmeden anlatsam irkilirler ve bana ne olduğunu merak ederler. Ama ben motosikletin sürekliliğiyle gerçekten ilgileniyorum; onu düşünmeyi, onun hakkında konuşmayı gerçekten istiyorum ve bunun sonucunda, öğle yemeğinde konuşmaya elverişli, alışılmış konulardan uzaklaşma eğilimi gösteriyorum ki bu da bana ketum, uzak bir görünüm veriyor. Bu bir sorun. Bu, günümüzün sorunu. İnsanların bilgi alanı bugün öylesine geniş ki, hepimiz birer uzman konumundayız; uzmanlık konuları arasındaki açıklık öylesine büyümüş ki bunlar arasında özgürce dolaşmak isteyen biri çevresindekilerle yakınlık kurmaktan neredeyse vazgeçmek zorunda. Öğle yemeğinde ne konuşulacağı bile uzmanlık konusu.
Sayfa 141·Kitabı okudu
Zaman zaman, gercekte ilerleme olmadigi savunulur; kitle savaslariyla cok sayida insan öldüren, karalari ve okyanusiari daha çok atikla kirleten, zorlama mekanik bir varolusa tabi klarak insanlarn degerini yok eden bir uygarligin, yalnizca avcilink, toplayicilik ve tarimin var oldugu tarih öncesi çaglara göre ilerleme sayilabilmesi cok zordur denir. Ama bu dugünce, romantik bir çekiciligi olmasina karşin yararsizair. Ilkel kabileler bugünün modern toplumuna göre insana çok daha az bireysel özgürlük tanimistir. Antik dönemlerdeki savaslarin, modemlerine göre cok daha az ahlaki gerekçesi vardi. Atik üreten bir teknoloji bunlari dogaya zarar vermeden atmanin yollarni da bulabilir ve buluyor. Ve okul kitaplarinda ilkel insanı güsteren resimler bazen onun ilkel yagaminin kötü yanlari göstermez -acı, hastalik, kitlik, yalnizca sag kalabilmek için harcanmasi gereken agir emek-. Salt hayatta kalabilmek gin ugrasma tasasidan bugünkü modern yasama gelis, ilerlemeden baska bir seyle tanimlanamaz ve bu ilerlemenin tek nedeni de cok acikça aklin kendisidir. Hipotezleri, deneyleri, sonuçlarıyla hep yeni materyallerle yinelenmiş, gerek formel gerekse enformel işlemlerin, ilkel insanın düşmanlarının çoğunu saf dışı bırakan düşünce hiyerarşisini yüzyıllar boyunca nasıl oluşturduğu görülebilir. Akılcılığın romantiklerce kınanmasının kaynağı biraz da akılcılığın, insanı ilkel koşullardan kurtarmada çok etkili olmasından kaynaklanmaktadır. Akılcılık, uygar insana özgü öyle güçlü, her şeye öylesine baskın çıkan bir etkendir ki öteki tüm şeyleri gölgede bırakmış ve sonunda insanın kendisine de egemen olmuştur. Sorunların kaynağı da budur.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Formel bilimsel yöntemin deneme denilen üçüncü bölümünü romantikler bazen bilimin tümü olarak görürler, cünkü en çok görünen yüzeydeki bölüm budur. Onlarin gördügü bir sürü deney tüpü, garip aletler ve buluş pesinde koşan insanlardir. Deneyin, daha büyük bir dügünsel sürecin bir parçasi oldugunu anlayamazlar ve genellikle deneyleri, ayni sey gibi görünen demonstrasyonla karistirirlar. Elli bin dolarlik Frankenstein aletleriyle bilimsel hokus pokus sovu yapan adam, cabalarinin sonucunun ne olacagini önceden biliyorsa yaptigi bilimsel bir sey degildir. Öte yandan, akünün çalisip calismadigini anlamak icin klaksona basan bir motosiklet tamircisi enformel olarak, gerçek bir bilimsel deney yapmaktadir. Soruyu dogaya yönelterek bir hipotezi sinamaktadir. Filmlerde acikli bir sekilde, "Deney başarisiz oldu; umdugumuz sonucu bulamadik" diye mirildanan bilim insant kött bir senaryo yazarinin kurbanidir olsa olsa. Öngörülen sonucu cikaramayan bir deney asla salt bu yüzden baçarisiz sayilamaz. Bir deney ancak, eldeki hipotezin sinanmasinda ise yaramazsa, ürettigi veriler, öyle ya da böyle hiçbir seyi kanitlamiyorsa basarisizdir. Buradaki ustalik, deneyleri yalnizca eldeki hipotezin sinanmasi için kullanmak, bundan ne azina ne de çoguna gitmemekten ibarettir. Korna çahyor die tamirci tüm elektrik sisteminin saglam oldugu sonucuna varirsa büyük bir yanilgiya düser. Cünkü mantikdigi bir sonuca varmistir. Kornanin calmasi yalnizca akü ve kornann saglam oldugunu gösterir. Dogru bir deney yapmak için neyin neye dogrudan yol actigina dayanarak cok kesin düsünmeliyiz. Bunu hiyerarsiden biliyorsunuz. Korna motosikletin yürümesini saglamaz. Çok dolayli tarzda düsünülmezse akü de öyledir. Elektrik sisteminin, motorun ateslenmesini dogrudan sagladigi nokta bujilerdir ve elektrik sisteminin
Sayfa 112·Kitabı okudu