Ölüm korkusu her zaman yüzeyin altına süzülür. Yaşamımız boyunca peşimizi bırakmaz ve ölüm farkındalığıyla başa çıkabilmek için -çoğu inkâra dayalı- savunmalar geliştiririz. Ama aklımızdan çıkaramayız. Fantezilerimize ve rüyalarımıza girer. Her kabusta karşımıza çıkar. Çocukken ölümü çok düşünürüz ve en önemli gelişimsel görevlerimizden biri yok olma korkusuyla başa çıkmaktır.
Başlıca ölümü yadsıma biçimlerimizden biri, kişisel özel oluşa, biyolojik zorunluluklardan muaf olduğumuza ve hayatın bize karşı başkalarına olduğu gibi sert davranmayacağına dair inancımızdır.