... Ama benim özel hayatımın dışında ve benim varlığıma da bir anlam katan bir devlet vardı. Türkiye Cumhuriyeti, bürokrasiye tanıdığı zabitçe bir yetkiyle bütün toplumu kuşatmıştı.
İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” yollar ise o insan artık kaybolmuştur. Kaybolmak nereye gideceğini bilememek, yani her yere gidebilmektir.
Adları bilmeseydik, kavramları kullanamasaydık ve tasavvurlar elde edemeseydik insan olamayacak, yeryüzündeki yaratıkların en şereflisi olma vasfını edinemeyecektik.
Yaşamak savaşmaya, savaşmak yaşamaya değer mi? Bu soru bir kez soruldu mu, artık cevaplandırılmış demektir. Çünkü “Ne için?” sorusu, onun bir şey için olması zorunluluğunu anlatır. Savaşı sorgulamayanlar onun neye değdiğini bilmeye de uzak kalacaklardır.
İnsanlar bir kör döğüşü içinde bulunduklarını gizliden gizliye sezer dururlar, ama hem doğar doğmaz karşılaştıkları saldırılar hem de kendilerine bu saldırıları göğüslemede yardımcı olan güçlerin bizatihi saldırgan tutumları her birini çok yıldırdığı için ilk ve aslî çabalarından fazlasına el uzatamazlar: Yaşayabilmek, hayatta kalmak.