“Geçip gitmiş olmasa geçmiş zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmaza gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise bu sonsuzluk olmaz mı?” diye sorgular Aziz Augustinus da pasajında. Çünkü bazen hakikaten kelimeler yetmez. Poe’nun gözlerimizin önüne serdiği gizli mektup gibidir zaman.
Kelimeler ve mantık, Onun gücünü anlatmaya yetmediği için anlamını anlatmaya da yeterli gelmez. Bu nedenle yardıma başka şeyler çağırmak gerekir. Sanat gibi, edebiyat gibi,felsefe gibi… Sinemayla, resimle, fotoğrafla anlatmaya çalışırız. Ya da Kant’la, Arabi’yle, Heidegger’le, Hegel’le… Bilimin zamana bakışına sığınırız. Newton’dan, Einstein’dan bahsederek veya inançlarla anlatmaya çalışırız. Mesnevi’den, Makasıt-ül Felasife’den, Nefis ve Fütuhat-ı Mekkiyye’den yardım alarak…