Şükufe Nihal

Şükufe Nihal

Yazar
7.6/10
53 Kişi
·
200
Okunma
·
8
Beğeni
·
1876
Gösterim
Adı:
Şükufe Nihal
Tam adı:
Şükûfe Nihal Başar
Unvan:
Türk Şair, Öğretmen, Eylemci
Doğum:
İstanbul, 1896
Ölüm:
İstanbul, 1973
Şükûfe Nihal Başar (d. 1896, İstanbul - ö. 24 Eylül 1973, İstanbul), Türk şair, öğretmen, eylemci.
Türkiye’nin önemli toplumsal değişmeler geçirdiği bir dönem olan 1919-1960 yılları arasında şiir, öykü ve romanlar yayımlamış bir edebiyatçıdır.
1919’da Darülfünun’un Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nü bitirerek “Türkiye’de Darülfünun’dan mezun ilk kadın” unvanının sahibi olmuştur Bir çok kadın derneğinde aktif görev alan sanatçı;[2] Türkiye’de kadın özgürlüğünün ilk temsilcileri ve savunucularından birisidir.

1896 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Miralay Ahmet Bey, annesi Nazire Hanım’dır. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. Babasının memuriyeti nedeniyle ilk ve orta öğrenimine imparatorluğun değişik yerlerinde devam etti. Ortaokulu Şam’da okudu, Selanik’te özel bir okula gitti.. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Şiir yazmaya çok küçük yaşlarda başladı.
1912’de ailesinin etkisiyle Mithat Sadullah Bey (Sander) ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu oldu.
1916’da İnas Darülfünunu’na (Kadın Üniversitesi) girdi. Üç yıl edebiyat şubesine devam ettikten sonra son sınıfı coğrafya şubesinde okudu. Son sınıf öğrencisi oluğu 1919’da İnas Darülfünunu ile Zükur Darülfünunu’nun (Erkek Üniversitesi) birleşmesi gündeme gelmiş; kadınlara eğitimlerini isterlerse İnas Darülfünunu sınavlarına girerek tamamlama ya da erkeklerin aldığı ek dersleri vererek Zükur Darülfünunu mezunu sayılma imkanı verilmişti. Öğrencilerin çoğu İnas Darülfünun’u olmayı seçerken Şükûfe Nihal Hanım, o sene bölüm değiştirmiş olmasına rağmen erkeklerin aldığı ek derslerin sınavlarını da verdi. Böylece “Darülfünun mezunu ilk kadın” ünvanını elde etti.
Şükûfe Hanım, Darülfünun’da eğitimi devam etmekte iken eşi ile birlikte “Mekteb-i Ümit” adında bir okul kurdu ve eğitimciliğe başladı. Mezun olduğu yıl ilk şiir kitabı “Yıldızlar ve Gölgeler” yayımlandı. Kitapta yer alan şiirleri Servet-i Fünun etkisinde, aruz vezninde idi.
İlk evliliğinde yaşadığı sorunlar üzerine oğlu Necdet’i alıp eşini terk eden Şükûfe Nihal Hanım[4], devrin şairlerinin aşkları ile tanınır. Ona aşık edebiyatçılar arasında Nazım Hikmet, Ahmet Kutsi Tecer ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in adları sayılmaktadır .
Şükûfe Nihal Hanım, ikinci evliliğini Kurtuluş Savaşı yıllarında Ahmet Hamdi Bey ile yaptı. Bu evlilikten bir kız çocuğu sahibi oldu. Savaş sırasında eşi ile birlikte Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden birisi oldu. Evinde yaptığı toplantılarda kadınları milli mücadeleye destek olmaları için teşvik etti; Sultanahmet mitingi’nde Halide Edip Hanım’ın yanında durdu, Fatih mitingi’nde konuşmasıyla kalabalığı ateşledi. Cumhuriyetin ilanından sonra, kadınların siyasi haklarını kazanması için mücadele eden Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1924’te kurulan dernek, 1935’te kendini feshedene kadar faaliyetlerini sürdürdü.
Şükûfe Nihal, 1953’e kadar İstanbul’da çeşitli okullarda çalıştı; Darülmuallimat'ta, Bezmiâalem İnas Sultanisi'nde ve Sultanisi'nde coğrafya öğretmenliği ve Nişantaşı, Kandilli ve Kadıköy Kız liselerinde edebiyat öğretmenliği görevlerini sürdürdü[6].
Bir yandan da edebî yaşamı devam eden Şükûfe Hanım; 1927’de yayımladığı “Hazan Rüzgarları”ndaki şiirlerinde aruz veznini bırakıp hece ölçüsünü kullandı. Kadın, yurt sorunları ve aşk konularını işledi. Şiirlerinin yanı sıra öyküler ve romanlar kaleme aldı. 1928 yılında “Tevekkülün Cezası” adlı öykü kitabı ve ilk romanı “Renksiz Istırap” yayımlandı. Bunları, “Çöl Güneşi”(1933) adlı romanı izledi. 1935 yılında “Finlandiya” gezi notları yayımlandı. Faruk Nafiz Çamlıbel ile olan aşkını anlattığı düşünülen[4]“Yalnız Dönüyorum” adlı romanı, 1938'de yayımlandı. 1946’da yayımlanan “Domaniç Dağlarının Yolcusu” adlı gezi notları Şakir Sırmalı tarafından “Sır” adıyla filme çekildi. Son olarak “Çölde Sabah Oluyor” adlı romanını yayımlandı. 1960’ta sayısı yediye ulaşan şiir kitaplarında cumhuriyetin “aydın” kadınlarından biri olarak Anadolu’nun geri kalmışlık sorunu üzerine şiirler yazdı.
1950’lerin sonlarında eşinden boşand.ı 1962’de İstanbul’da geçirdiği bir kaza sonucu sol ayağı sakat kaldı. 1965’te bir huzurevine yerleşti. Hayatının son yıllarına kadar Türk Kadını dergisinin yazarları arasında yer aldı.[6] 24 Eylül 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. 26 Eylül 1973 günü Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı'na gömüldü.
Yiyecek bir lokma ekmek bulmak ve kafada bir şey, bir ideal taşımak, ne büyük mutluluk!
Şükufe Nihal
Sayfa 73 - Timaş Yayınları 14.Baskı Ağustos 2013 İstanbul
Türk köylüsünü her zaman böyle gördüm; almaz, hep vermek ister. Yemez, lakin hep yedirmek ister, karşılık olarak da bir şey almaz.
Şükufe Nihal
Sayfa 26 - Timaş Yayınları 14.Baskı Ağustos 2013 İstanbul
Maddi hayat vasıtalarının bolluğu, lüks ihtiyaçlarının çokluğuyla insanlar hangi saadete erdi? Bir kısım insanın bu tükenmez ihtiyacını temin için, şüphe yok ki başka bir kısım aç kaldı. Bu mavi gök altında, bu yeşil yer üstünde herkesin rahatça doyarak yaşamaya hakkı varken, bu pek mümkünken; neden bir yanda dökülüp taşan sofralar ve neden öbür yanda bir kuru ekmek bile bulamayanlar?
Şükufe Nihal
Sayfa 73 - Timaş Yayınları 14.Baskı Ağustos 2013 İstanbul
Meğer biz ne şımarık, hatta küstah insanlarmışız! Mutluluğu hep büyük şeylerde aramaya kalkarız..
Şükufe Nihal
Sayfa 68 - Timaş Yayınları
"Bir ev içinde, bir çatı altında çarpan iki kalbin lekesiz, riyasız, yalnız birbirine bağlı olduğuna inanmak kadar büyük ve kutlu hangi saadet var hayatta!.."
"Memleket tehlikede iken kadın, erkek ayrılmaz! Bir kadın her şeyi yapabilmeli. Lâzım olduğu zaman silâh başı, lâzım olduğu zaman beşik başı!"
"Yürüyelim, ecdadımız bu yolda yürüdü.
Şu toprakta nice aslan kemikleri çürüdü...
Vatan aşkı gayri bizim sinemizi bürüdü.
Yastığımız mezar taşı, yorganımız taş, kar olsun; Ben bu yoldan döner isem namus bana ar olsun!.."
Bir ömrün sonunda verilecek bir hesabı olmamak, insanlığın karşısında açık alınla çıkabilmek ne eşsiz mutluluk!..
Şükufe Nihal
Sayfa 73 - Timaş Yayınları 14.Baskı Ağustos 2013 İstanbul
"Başlı başına zeka hiçbir şey yapamaz. Eli bırakılmış avare bir çocuğa benzer. Onu kucağında besleyen, onu idare eden anne, gönül ve ruhtur. Duygusunu besleyen kimse, aynı zamanda zekasını besler. Bunlar öyle iki öz kardeştir ki, son sözü daima beraber söylerler."
94 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı değerli bir arkadaşımın çok sevdiği yazarlardan biri olması vasıtası ile elime aldım.Yoksa ne yalan söyleyeyim pek ilgimi çekmezdi.Sebebi ise gezi yazılarını
çok sevmeme karşın kitabın arka kapağı ne yazık ki. Meb tavsiye eserlerinin reklamı olduğu için okulda sınıf kütüphanelerinde bulunan bayağı ve saçma bir çocuk kitabı
olduğunu düşünüp yüksek ihtimalle okumazdım bu kitabı.Leyla ile Mecnun Yayınlarından okuduğum bu kitabı kitapçıda ucuz eserlerin satıldığı kitapların arasından sanırım
iki liraya almıştım.Yani kötü olduğuna dair her türlü ön yargı mevcuttu da ben de.Bu kitabı okumama vesile olan tek şey ise yalnızca Şükufe Nihal'in adıydı.Fakat iyi ki de
okumuşum.

Çünkü öncelikle yayınevi beni şaşırttı.Çok temiz ve özenli bir baskı yapmışlar.Kitap önce Şükufe Nihal'in torunu Ali Firuz Bey'in yayım için sunduğu teşekkür ile
başlıyor sonrasında Şükufe Nihal'in kısa bir yaşam öyküsü ve giriş adında bir ön söz yazısına yer verilmiş.
Ardından Kız Mektepleri hakkında 1909 yılında yazdığı bir yazının orijinal metnin Latin harfleri ile yazılmış şeklini daha sonra ise aynı metnin sadeleştirmiş bir Türkçe ile yazılmış halini bize sunuluyor.Bu yayını da Domaniç Dağlarının Yolcusu metni ile beraber vermelerinin sebebi ise hem Şükufe Nihal'in köşede
kalmış bu yazısını ortaya çıkarmak hem de onun düşün dünyasını daha yakından görmemizi sağlamak.Zaten kitap hazırlanırken Şükufe Nihal ile ilgili başka eserlerden de
yararlanılmış.Bu da kitabın ne kadar özenilerek ve Şükufe Nihal'e sadık kalınarak hazırlanmaya çalışıldığını bize gösteriyor.Daha sonra ise "Kadın...Ne mi Yapar ? "adlı
bir yazıya daha yer verilmiş.

Ve artık Domaniç Dağlarının Yolcusu metnine gelinmiş.Bu metin ise yine orijinal metne sadık kalınarak hazırlanmış.Yalnızca günümüz imla kurallarına dikkat
edilerek düzeltilmiş.Günümüzde bize yabancı kalan sözcülerin ise bugünkü anlamları verilmiş.Zaten eser miktarda olan bu sözcükler bugünkü anlamın da verilmesi ile metni iyice anlaşılmış ve özünden de kopmamış.

İçerikten bahsedecek olursak,içerik Şükufe Nihal'in İnegöl'de Domaniç Dağlarında geçen bir kahramanlık hikayesi duyması ile başlıyor.Hikaye oğlunun düşmana yol gösterip
onlara yardım ettiğini duyan bir annenin gözünü kırpmadan oğlunu öldürmesi.Böyle bir cümle ile özetlenen bu hikayeden ve bu kadının vatan sevgisinden çok etkilen Şükufe
Nihal Domaniç Dağlarına sürükleniyor.Tüm kentleri,kasabaları,köylere geçerek yüreğinde vatanı duya duya Dominiç'e ulaşıyor.Heyhat hikayeyi bilen çıkmıyor.Başka bir sefere bırakıyor hikayeyi araştırmayı.Fakat sonunda bir şey bulamasa da çok heyecanlandığı köye,vatana,bu toprakların insanına içinde büyük hasret ve sevgi olduğunu görüyoruz.
Ama içimdeki gerçek köylülük de onun bir yandan o an var olan siyasi hayattan etkilendiğini,o dönemde köy sevdalısı olmanın moda olduğunu ve aslında köye de gayet yabancı
kaldığını söylüyor ki Şükufe Nihal sanki bana söyler gibi köylülere onlardan hiç bir farkı olmadığını onun da köylülerin arasına karışmak istediğini söyleyiveriyor ben de şaşırıp kalıyorum. Ön sözünden çok romantik ama bir o kadar da memleket konularına duyarlı olduğunu öğrendiğim Şükufe Nihal'i hemen annem görüyorum.Dili bile o kadar etkiledi ki beni.Normalde katlanamayacağım bu içli ve romantik tavır onda gayet samimi geliyor bana.Bütün yol boyu kadınları izliyor Şükufe Nihal.O dönemde köydeki kadının ne kadar çalıştığından,eziyet gördüğünden buna karşın hakkettiği kıymeti görememesinden yakınıyor.Şehirli kadınların hiç çalışmadan rahatça yaşarken köydeki kadınların erkeklerin elinde oyuncak gibi görülmesinden yakınıyor.Yaptığı Fin gezisinden örnek veriyor.Kalkınmanın köyden olacağını söylüyor.Ve en önemlisi ise köylünün içindeki musikiyi unutmasının sebebini köylüde değil aydın geçinenler de görüyor.Finlandiya'da kalkınmasın Fin Prensesinin bile kendini köylüden yüksek görmeyip köyde çalışması ile elde edildiğini söylüyor.Velhasıl kelam bir kahramanlık destanını bulamasa da Şükufe Nihal,Domaniç Dağları'nda yüzyıllardır hor görülen kaderi bir türlü değişmeyen bir Anadolu gerçeği buluyor.
Kaderimize hükmedebilme dileğiyle keyifli okumalar diliyorum.
96 syf.
·Puan vermedi
Okulumun kütüphanesinde gezinip farklı bir şeyler ararken bu kitap gözüme çarptı. Kadın Türk yazarlar bölümünde yer alıyordu. Okumaya başlayınca gezi yazısı türünde bir eser olduğunu anladım. Şukufe Nihal bir Anadolu kadınının fedakârlık hikayesini duyunca çok etkilenmiş. Bu kadın oğlunun düşmana yardim ettiğini duyunca atına atlamış, oğlunun yanına gitmiş ve gözünü bile kırpmadan oğlunu silahı ile vurmuş. Atıyla beraber de geri dönmüş. Üstelik oğlu ailesinin tek üyesiyken.Domaniç Dağlarına gitmesindeki amaç da o fedakâr Anadolu kadını hâlâ hayatta ise onu bulmak. Birde bu hikayeyi ondan dinlemek, ona nasıl buna cesaret edebildiğini sormak
94 syf.
·4/10
Bu kitap kısacık olmasına rağmen beni zorlamıştı. Belki benim yaşımdan belki yazarın üslubundan ancak şundan eminim ki herkese hitap edebilecek bir kitap değil. Bu kitap sonrasında hem geziye çıkmak bilmediğim yerlere gidip köhne odalarda kalmak istediğimi hemde bir daha gezi kitabı okumamamın iyi olacağını -en azından Şukufe Nihal- düşündüğümü hatırlıyorum.
94 syf.
·492 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap da önceden alıp ama bir türlü okumaya elimin gitmediği bir kitaptı. Bir gün boş anımda kitaplıktan gözüme çarptı ve okuma kararı aldım :) keşke daha önceden başlasaymışım dediğim kitaplar arasında yerini aldı. Hikayesi gerçekten muazzam... ama çok kısaa :( buradan benim bu kitabı okumamı ve Şukûfe Nihal'i tanımamı sağlayan Coğrafya Hocama sevgilerimi yolluyorum
94 syf.
Bi köylü kadını düşünün,
Kocasını savaşta kaybetmiş,
Bir oğlu ile başbaşa kalmış.
Yıllarca yememiş içmemiş, o oğlanı vatana milllete hayırlı evlat olması için yokluk içinde gecesini gündüzüne katmış.
Ve o saf o temiz delikanlı, kurtuluş savaşı döneminde düşmana cephe alacağı yerde düşmana kılavuzluk etmiş. Belki bilerek belki de bilmeyerek.
Ve bunu duyan anası gururuna yediremeyip.
Atını dört nala koştura koştura İnegöl 'e varır,
Ve gözünü hiç kırpmadan evladını alnın ortasından vurur...

Bi ana için ne acı...
Evlat acısı...
Ama................!!!
94 syf.
Bu kitabı okuduktan sonra bir kez daha bu vatanın kolay kazanılmadığını anladım. Bir annenin oğlunun vatana ihanet ettiğini öğrenmesi üzerine oğlunu bizzat öldürmesi hakikaten tüyler ürpertici.
94 syf.
·6/10
Kitaptan daha çok gazetede geçmiş bir makaleyi andırıyor. Olayların bazı yerlerinde çok hızlı atlayıp geçtiği için kopukluklar var. Fakat o geçmişte yaşamış insanlarımızın hissiyatını tamamıyla vermiş. Fena değildi.
94 syf.
·Beğendi·9/10
Tek cümle, tadı damağımda kalan mükemmel bir kitap.. Beni Şuküfe Nihal ile tanıştıran ve bu kadar narin, idealleri peşinde koşan,, ince ruhlu bir kadının varlığını ve böyle bir kadının bu topraklardan geçip edebiyat dünyasına iz bıraktığını farkettiren mükemmel bir başucu eseri.. İlk sayfadan kendini içine çeken bir çırpıda okuyup bitirilebilecek bir kitap..
94 syf.
·132 günde·4/10
Yolculuk kitaplarını okumayı sevmediğimden dolayı çok beğenmedim. Hatta okurken sıkıldım,uykum geldi,anlamadım. Ama ufak bir etkisi oldu.Anlatımı daha canlı olsa hoşuma giderdi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şükufe Nihal
Tam adı:
Şükûfe Nihal Başar
Unvan:
Türk Şair, Öğretmen, Eylemci
Doğum:
İstanbul, 1896
Ölüm:
İstanbul, 1973
Şükûfe Nihal Başar (d. 1896, İstanbul - ö. 24 Eylül 1973, İstanbul), Türk şair, öğretmen, eylemci.
Türkiye’nin önemli toplumsal değişmeler geçirdiği bir dönem olan 1919-1960 yılları arasında şiir, öykü ve romanlar yayımlamış bir edebiyatçıdır.
1919’da Darülfünun’un Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nü bitirerek “Türkiye’de Darülfünun’dan mezun ilk kadın” unvanının sahibi olmuştur Bir çok kadın derneğinde aktif görev alan sanatçı;[2] Türkiye’de kadın özgürlüğünün ilk temsilcileri ve savunucularından birisidir.

1896 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Miralay Ahmet Bey, annesi Nazire Hanım’dır. Eğitimine özel hocalardan ders alarak başladı. Babasının memuriyeti nedeniyle ilk ve orta öğrenimine imparatorluğun değişik yerlerinde devam etti. Ortaokulu Şam’da okudu, Selanik’te özel bir okula gitti.. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Şiir yazmaya çok küçük yaşlarda başladı.
1912’de ailesinin etkisiyle Mithat Sadullah Bey (Sander) ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu oldu.
1916’da İnas Darülfünunu’na (Kadın Üniversitesi) girdi. Üç yıl edebiyat şubesine devam ettikten sonra son sınıfı coğrafya şubesinde okudu. Son sınıf öğrencisi oluğu 1919’da İnas Darülfünunu ile Zükur Darülfünunu’nun (Erkek Üniversitesi) birleşmesi gündeme gelmiş; kadınlara eğitimlerini isterlerse İnas Darülfünunu sınavlarına girerek tamamlama ya da erkeklerin aldığı ek dersleri vererek Zükur Darülfünunu mezunu sayılma imkanı verilmişti. Öğrencilerin çoğu İnas Darülfünun’u olmayı seçerken Şükûfe Nihal Hanım, o sene bölüm değiştirmiş olmasına rağmen erkeklerin aldığı ek derslerin sınavlarını da verdi. Böylece “Darülfünun mezunu ilk kadın” ünvanını elde etti.
Şükûfe Hanım, Darülfünun’da eğitimi devam etmekte iken eşi ile birlikte “Mekteb-i Ümit” adında bir okul kurdu ve eğitimciliğe başladı. Mezun olduğu yıl ilk şiir kitabı “Yıldızlar ve Gölgeler” yayımlandı. Kitapta yer alan şiirleri Servet-i Fünun etkisinde, aruz vezninde idi.
İlk evliliğinde yaşadığı sorunlar üzerine oğlu Necdet’i alıp eşini terk eden Şükûfe Nihal Hanım[4], devrin şairlerinin aşkları ile tanınır. Ona aşık edebiyatçılar arasında Nazım Hikmet, Ahmet Kutsi Tecer ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in adları sayılmaktadır .
Şükûfe Nihal Hanım, ikinci evliliğini Kurtuluş Savaşı yıllarında Ahmet Hamdi Bey ile yaptı. Bu evlilikten bir kız çocuğu sahibi oldu. Savaş sırasında eşi ile birlikte Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden birisi oldu. Evinde yaptığı toplantılarda kadınları milli mücadeleye destek olmaları için teşvik etti; Sultanahmet mitingi’nde Halide Edip Hanım’ın yanında durdu, Fatih mitingi’nde konuşmasıyla kalabalığı ateşledi. Cumhuriyetin ilanından sonra, kadınların siyasi haklarını kazanması için mücadele eden Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. 1924’te kurulan dernek, 1935’te kendini feshedene kadar faaliyetlerini sürdürdü.
Şükûfe Nihal, 1953’e kadar İstanbul’da çeşitli okullarda çalıştı; Darülmuallimat'ta, Bezmiâalem İnas Sultanisi'nde ve Sultanisi'nde coğrafya öğretmenliği ve Nişantaşı, Kandilli ve Kadıköy Kız liselerinde edebiyat öğretmenliği görevlerini sürdürdü[6].
Bir yandan da edebî yaşamı devam eden Şükûfe Hanım; 1927’de yayımladığı “Hazan Rüzgarları”ndaki şiirlerinde aruz veznini bırakıp hece ölçüsünü kullandı. Kadın, yurt sorunları ve aşk konularını işledi. Şiirlerinin yanı sıra öyküler ve romanlar kaleme aldı. 1928 yılında “Tevekkülün Cezası” adlı öykü kitabı ve ilk romanı “Renksiz Istırap” yayımlandı. Bunları, “Çöl Güneşi”(1933) adlı romanı izledi. 1935 yılında “Finlandiya” gezi notları yayımlandı. Faruk Nafiz Çamlıbel ile olan aşkını anlattığı düşünülen[4]“Yalnız Dönüyorum” adlı romanı, 1938'de yayımlandı. 1946’da yayımlanan “Domaniç Dağlarının Yolcusu” adlı gezi notları Şakir Sırmalı tarafından “Sır” adıyla filme çekildi. Son olarak “Çölde Sabah Oluyor” adlı romanını yayımlandı. 1960’ta sayısı yediye ulaşan şiir kitaplarında cumhuriyetin “aydın” kadınlarından biri olarak Anadolu’nun geri kalmışlık sorunu üzerine şiirler yazdı.
1950’lerin sonlarında eşinden boşand.ı 1962’de İstanbul’da geçirdiği bir kaza sonucu sol ayağı sakat kaldı. 1965’te bir huzurevine yerleşti. Hayatının son yıllarına kadar Türk Kadını dergisinin yazarları arasında yer aldı.[6] 24 Eylül 1973'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. 26 Eylül 1973 günü Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı'na gömüldü.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 200 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 34 okur okuyacak.