Bu Hıristiyanlık taassubuna karşı bir infial olarak bilim ile inancın birbirine zıtlığına dair fikirler ortaya çıktı ve; "Eğer bilimden yana isen, inançtan uzaklaşmalısın!" gibi telkinler ilka edildi.
Hazret-i İbrahim عليه السلام tam ateşe atılmak üzereyken Cebrail عليه السلام geldi ve:
"-Bir dileğin var mı?" diye sordu. İbrahim عليه السلام:
"-Evet bir talebim var, fakat senden değil!" cevabını verdi.
Cebrail عليه السلام, İbrahim عليه السلام'a hayretle:
"-Niçin Allah'tan kurtuluş istemiyorsun?" dedi.
O da:
"-Halimi O biliyor! Ateş kimin emri ile yanıyor? Yakma kimin işidir?" diye cevap verdi. Şair bu cevabı; "Agah olunca hale, hacet mi kalır suale!" şeklinde mısraya dökmüştür.
Rivayete göre vefatı yaklaştığı sırada Hazret-i Nuh aleyhisselam'a:
"-Ey Ebu'l Beşer, ey uzun ömürlü Peygamber! Dünyayı nasıl buldun?" diye soruldu.
Nuh Aleyhisselam:
"-Onu iki kapılı bir ev gibi buldum. Bir kapısından girdim, diğer kapısından çıktım." cevabını verdi. (İbn-i Esir, el-Kamil, I, 73)
Hazret-i Nuh kendisine kamıştan bir kulübe yapmıştı. Ona:
"-Keşke kendine bundan daha sağlam bir ev yapsaydın." denilince:
"-Ölecek bir kimse için bu bile çok!" demiştir. (Ebu Nuaym, Hilye, VIII, 145)
Şükür; kulun, ihsan edilen nimetlere ve iyiliklere karşı sevinerek onları ihsan eden Rabbine çeşitli söz ve davranışlarla halisane bir kullukta bulunmasıdır. Yani şükür, nimetlerin hakiki sahibini bilmektir.