• "İnsanlara hiçbir şey öğretemezsiniz, sadece içlerindekini keşfetmelerine yardım edebilirsiniz."

    Galileo Galilei, Italyan gökbilimci ve fizikçi, 1564-1642
  • Bize sağduyuyu, mantığı ve zekayı veren Tanrı'nın bunları asıl amaçları dışında kullanmamız için yaratmadığına inanıyorsunuz.
  • “26 Şubat 1616’da Papa ve Engizisyon isteğine ulaştı. Galilei artık Coperniucus’un düşüncelerini savunmayacağına, bu düşünceleri (Dünyanın döndüğü tezi) yazı ile ya da söz ile öğretmeyeceğine ant içti.
    Unutmamalıyız ki Giordano Bruno yakılalı daha on altı yıl olmuştu.”
    Bertrand Russell
    Sayfa 30 - Bilgi Yayınevi
  • İleri sıçramak için gerilemek gerekiyor bazen.
  • Peki, ekseriyet her zaman doğru mu düşünür? Hayır. Ekseriyet genellikle
    doğru mu düşünür? Yine hayır. Ekseriyet her zaman veya genellikle doğruyu
    bulabilseydi Galilei’yi dinlerdi. Ama tam tersi oldu, adamı hapse attılar,
    süründürdüler. Hatta o kadar ki, Galilei ekseriyetin bazı üyelerine, “İşte teleskop
    burada, inanmıyorsan kendi gözlerinle gör, bak” diyor. Mesela Galilei’nin aynı
    zamanda arkadaşı olan, kardinal Roberto Bellarmino ne diyor? “Bakmam, onun
    içinde şeytan var” Bellarmino esasen biliyor teleskopun içinde şeytan falan
    olmadığını, fakat sırtında taşıdığı kırmızı renkli kardinal pelerini doğruyu
    görmek istemesine mani oluyor. Oraya baktığı an o pelerinin bir anlamı
    kalmayacağını biliyor ve “Toplumun düzeni buna dayalı, birden bire yıkamayız”
    diyor. Onun için Galilei’ye “Kapa çeneni” diyorlar. Fakat yalanla nereye kadar
    yol alırız?
  • Yaşadığımız dünyayı doğru değerlendirmenin ve anlamanın en önemli koşulu kuşkusuz bilimi en doğru şekilde anlamaktır. Bilim çoğu kez, bir bilgi birikimi veya düzenli güvenilir bilgi olarak tanımlanır. Özünde bir arayıştır, gerçeği bulmaya ve yaşadığımız dünyayı, hatta evreni açıklamaya yönelik bir çabadır. Bunun yanında, dogmalar içeren bir öğreti olmayıp tutarlılık ölçütüne bağlı bir deneme-yanılma sürecidir. Bilimde en sağlam görünen kuram ya da yasaların bile hatalı olma olasılığı vardır. Yani bilim de pek tabii yanılabilir. Bilimin en sevdiğim özelliği de yanılma payına her zaman yer vermesidir.

    Bilimin ne olduğunu ifade ettikten sonra, bilimin ne olmadığını da sıkça düşülen yanlışlardan biriyle örneklendirmek istiyorum. Teknoloji=Bilim demek doğru değildir. Zira teknoloji tek başına bilim demek olmayıp bilimin pratik bir uygulamasıdır.

    Bilimin etkinlik alanı sınırsızdır. Aklınıza gelebilecek her şeyle ilgilenir. Doğada olup biten her şey, toplumsal yaşamın her cephesi, geçmişte ve şimdi oluşan tüm gelişmeler bilimin inceleme alanı içerisindedir.

    Amaç, evreni anlamaktır. Fakat asla, kimilerinin düşündüğü gibi, Tanrı'yı bulmak veya ispatlamak amacında değildir. Zira bilim bir arayıştır. Merak duygusundan yola çıkarak evreni anlamlandırma çabasıdır. Dinin veya Tanrı'nın ise, aranılmaya veya bulunmaya ihtiyacı yoktur. Böyle bir düşünce en başta, insanların dini inancının zayıflığından ötürü ortaya çıkmıştır diye düşünüyorum. Zira bilimsel her araştırma bir problemden, bir açıklama ihtiyacından kaynaklanır. Oysaki, az önce ifade ettiğim gibi, Tanrı'nın bir açıklamaya ihtiyacı olmadığı gibi, bir "problem" de değildir.

    Din-Bilim tartışmasını çok fazla uzatmadan, zamanında değerli dostum Oğuz Aktürk ile bir alıntı altında gerçekleştirdiğimiz seviyeli tartışmayı size sunmak isterim. Zira iki farklı görüşe de bu tartışma içerisinde rahatlıkla ulaşabilirsiniz:
    #26238562. Buradaki tartışmanın ana kaynağı, din ve bilimin aynı elimizde tuttuğumuz kavramlar mı yoksa iki farklı elimizde tuttuğumuz kavramlar mı olduğu noktasında toplanmaktaydı. Yani birbirleriyle bağlantılılar mı, yoksa birbirlerinden bağımsızlar mı? Her iki düşünceyi de okuyup istediğiniz düşünceyi sahiplenmekte özgürsünüz.

    Bilimin Öncüleri isimli bu kitap ise, ilk 50 sayfasında bilim denilen etkinliğin anlam ve yöntemine ilişkin görüşleri ortaya koyup çalışmalarıyla bilime yön veren öncü bilim insanlarının kişilik özellikleri ile bilim tarihindeki yerlerini önümüze sunmuş. Kitabın içerisindeki bilgilerin yeterli olduğu elbette söylenemez. Zira 200 sayfalık bir kitabın içerisinde kimlere yer verilmemiş ki? Arşimet, Öklid, Eratosthenes, Leonardo Da Vinci, Kopernik, Francis Bacon, Gelileo Galilei, Johannes Kepler, William Harvey, Robert Boyle, Christiaan Huygens, Isaac Newton, Antoine Laurent Lavoisier, John Dalton, Michael Faraday, Charles Darwin, Johann Gregor Mendel, Louis Pasteur, James Clerk Maxwell, İvan Pavlov, Marie Curie, Max Planck, Ernest Rutherford, Albert Einstein, Niels Bohr ve Werner Heisenberg...

    Hepsinin kişilik özellikleri ile bilim tarihindeki yerlerini ayrıntılı olarak anlatacak bir kitap yazmak ne yazık ki pek mümkün değil zaten. Bu durumda kitaba yetersiz demek doğru olmayacaktır. Zira okur olarak bizler, bu kitabı okurken merak ettiğimiz bir bilim insanını daha doyurucu bilgiler elde etmek için başka kaynaklara başvurarak tanıyabiliriz. Kitabın güzel yönü de buradadır zaten.

    Bilim insanlarını merak eden okurlar için, hiç de sıkıcı olmayan, akıcı bir kitap. Bence bilimin artık iyice arka planlara atıldığı günümüzde, bu tür kitaplara daha canı gönülden sarılıp kendimize kıssadan hisseler çıkarmamız gerekiyor. Son olarak Albert Einstein'ın bir sözü ile yazımı sonlandırayım:

    "Uzun yaşamımda öğrendiğim bir şey var: gerçeklikle ölçüştürüldüğünde tüm bilimimiz ilkel ve çocukça kalmaktadır; ama gene de sahip olduğumuz en değerli şeydir, bilim!"